Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Almodovar Teoremi

Yüzünü bilmediğimiz bir yazar, matematiğin önermeleri ile benzer bir kanaldan akacağını vaat eden bir roman ve Pedro Almodovar gibi bir yönetmenin başlıktaki ismi.. .Ulu Tengrim! Bir ticari oyuna mı geliyoruz yoksa ‘Bunun kitabı daha güzeldi’ arifesinde bir roman mı Almodovar Teoremi? (Değil ama olsun). Bir yazarın ilk kitabını okuduğumuz tüm zamanlar risklidir ya; üstüne başlık iddialı olup, arka kapak yazısı da büyük cümlelerle gelince ön yargılı yaklaşmadım değil.
111 sayfalık bir kitapta, hayatın matematikle olan ilişkisini çözemezsiniz. Ya da     kitabın tanıtımında iddia edilen fizikle müzik, Newton’la Almodovar’ın iç içe yer alması sorgulanır. Yine de, İspanyolca yazılmasa da  Akdeniz’e kıyısı olan romanın  ilgi çekici bir yanı var. Yazar, konuyu bir filmin öncesine kurgulamasındaki niyetini bilemesek de, otobiyografik hikayenin sonunu merak ettiriyor.
 
Franco döneminin izlerini hâlâ taşıyan bir ailenin parlak geleceğe sahip oğlu, geyikli bir gecede sevgilisini, yüzünü ve tüm geleceğini kaybederse ne olur? Bilgi birikimini Almodovar’ın bakışını sistematikleştirmeye çalışmakta kullanır. Cinsiyetlerin iç içe  geçtiği bir ilişkiye dalar ve bir roman yazar. Yönetmenimiz de kitabın kahramanıdır. Ve Antoni Casas Ros onun görsellikte alışılmamış kalıplarına, transeksüellerine ve aykırı ruhlarına kendi hayatından da eklemeler yapmaktadır.
AlmodovarTeoremi_KK
Bakmak, görmek ve bakış açısını değiştirmek üzerine kurulu bir roman diyebiliriz.
…dünyaya kendi güzelliğini gösterene kadar bakmayı deniyorum. Almodovar teoremini oluşturuyorum: Korkunç bir şeyi güzelliğe çevirmek için ona yeterince uzun süre bakmak yeter.
Genel yanılsamayı yavaş yavaş oluşturan, herkesin sahip olduğunu düşündüğü bir sabitlik fikri. Dünyayı tüketen de bu. 
Kitabı okumaya başlayınca ‘İçinde Yaşadığım Deri’den sahneler gözüne geliyor okuyucunun. Hatta 2008 yılında basıldığından, 2011 yapımı film için ‘Lağn!acaba?’ dedirtiyor ama,yazarımızın yüzü gibi bir muamma daha, film konusunu 1984′te yazılmış olan Thierry Jonquet’ ın Mygale romanından alıyor imiş.
Yine de senaryo ile doğrudan bir ilişkisi olmaması okuyucuyu hayal kırıklığına uğratmasın. Cinsiyetlerin, güzellik olgusunun ve ahlaki-ailevi meselelerin tabu alanlarına girmesiyle, Pedro Almodovar konusunu ödünç almamış olsa bile, onun anlatılarına benzer noktalar romanda yerini koruyor. Öyleyse bu bir kaza değil.
Sevgilerle.
Bilge.
Tarih Yazar Bilge Gölge in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap

Deliduman

2019 DELIDUMAN.inddMerhabalar. Bugün size Emrah Serbes’in son kitabı Deliduman’dan bahsedeceğim. Çıkalı epey oldu -1 ay- fakat yeni okuyabilme fırsatım oldu. Dilim döndükçe bu güzel kitabı size anlatmaya çabalayacağım.

Kitap 2014 yılı Haziran ayında İletişim Yayınları tarafından basıldı. Emrah Serbes imzası taşıyor. Kitapta Gezi Direnişi’ne büyük bir yer verilirken, aslında 17 yaşında bir gencin, Çağlar İyice’nin iç dünyası anlatılıyor.

Çağlar, daha 17 yaşında bir genç, çocuk. Kardeşine olan sevgisine insan istemez istemez hayran kalıyor. Buna sevgi de denilemez tam, daha çok bir aşk gibi. Kardeşini koruyan bir ağabey, kendisi de bir o kadar çocuk.

Çağlar’dan bahsetmek gerekiyor aslında bu kitaptan bahsedebilmek için. Nasıl denir, Çağlar normal bir çocuk değil. Erken yaşta büyümek zorunda kalmış bazı sebeplerden dolayı, belki bu yüzden de çocukluğunu yaşayamamış ve bu sebepten ötürü, kitap ilerledikçe Çağlar çocuklaşmış, savunmasızlaşmış. Dedesinden kaybettikten sonra en çok küçük kardeşini sevmiş, bu yüzden kardeşi Çiğdem bir noktada kitabın en önemli karakteri olmuş. Ağabeyinin gözünden bir kardeş tanımlanmış; yine ağabeyine göre akıllı, yetenekli, bu yeteneklerinin yarattığı bir şımarıklıktaymış.

Çağlar’ın kendinden eminliği ve “olay çözücü” olduğuna inancı  tam.  Kardeşine olan sevgisi ise gani gani. Kendi kafasında yarattığı bir dünya var her şeyden önce ve biz en çok da buna tanıklık ediyoruz zaten. Çağlar neyi yaşadıysa onu yaşıyoruz, kimle konuştuysa onunla konuşuyoruz. Kafamızda canlandırabildiğimiz diyaloglar, en güzellerinden.

Diğer karakterlerden de bahsetmek gerekiyor aslında. Mesela Çağlar’ın dayısından, en yakın arkadaşı Mikrop Cengiz’den, belki de en çok annesinden. Diğer karakterler de yine çok başarılı olmuş, hepsi farklı, bazıları çok tanıdık, bazıları ise bildiğimiz ama tanımadığımız insanlar. Bazısı ise gerçekten çok farklı. Hepsinden teker teker bahsetmek yerine, keşfetme zevkini size bırakıyorum. -Hayır, üşenmedim.-

Emrah Serbes’in tekrar bir roman yazması gerçekten sevindirici oldu hepimiz için. Kitap yine okuru tatmin ediyor. Bunun yanında bizi geçen yaza götürmekten de geri kalmıyor yazar.  Sonuç olarak, Emrah Serbes’ten yine başarılı ve okunası bir kitap. Ellerine sağlık.

 

Mehmet Erhan Üras

Not: Yazı içinde bahsedesim gelmedi, buradan yazıyorum, biz kitabın dünyasına genel olarak yazarın -ya da ağzından yazdığı karakterin- izin verdiği kadar girebiliyoruz, en azından karakterler bazında. Bu kitapta bunu tekrardan fark ettim, az bir hüzünlendim fakat olsun.  Dünya gerçeklerini çok istemiyoruz zaten, kitaplar sonuç olarak bir şeylerden kaçmak için kullandığımız geniş bir evren, ya da gerçekleri, güzel şeyleri en güzel şekilde anlatan şeyler değil midir? Ya da farkındalık yaratmaz mı? Bazı şeyleri de nefret etmek için değil, unutmamak için okuruz sonuç olarak. Her neyse. Yine nerelere geldim. Kitaplardan zarar gelmez, okuyun. Ben kim oluyorsam da size emir veriyorsam…

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Eve Dönmenin Yolları

Eve-Donmenin-Yollari_163510_1

“Bir keresinde kayboldum.”

Bugün sözünü edeceğim kitap Şilili genç yazar Alejandro Zambra’nın üçüncü romanı olan Eve Dönmenin Yolları. Zambra tarafından 2010 yılında yazılan romanı Çiğdem Öztürk Türkçeye çevirmiş ve kitap Notos Kitap’tan 2013 yılında yayımlanmış.

Romanın anlatıcısı genç bir yazar adayı. Bir roman yazma uğraşı içinde bir yandan bugünkü hayatını ve sorunlarını yaşarken bir yandan da sürekli geçmişe dönüp anılarla yüzleşiyor genç yazarımız. Aynı zamanda sürekli sigara içiyor ve kadınlarla birlikte oluyor ya da birlikte olmanın hayalini kuruyor.

Yazarın yaşadığı bu geçmişe dönüşler sırasında özellikle onun çocukluğuna denk gelen büyük 1985 depremi ve sonrasına ve de Pinochet darbesi sonrası dönemin umutsuz ve karanlık iklimine tanık oluyoruz. Henüz birçok şeyden bihaber haldeki bir çocuğun gözünden bir diktatörlüğün nasıl bir şey olduğunu görmek, o dönemin acılarına ve korkularına bir çocuğun saflığıyla tanık olmak oldukça etkileyici. Örneğin bir çocuğun dünyayı nasıl algıladığını anlamaya çalışan anlatıcının düşüncelerine örnek olan şu kısım: “Mahallede Raul’un Hırıstiyan demokrat olduğu söyleniyordu, bu bana ilginç gelmişti. Dokuz yaşındaki bir çocuğa birinin Hıristiyan demokrat olmasının neden ilginç gelebileceğini açıklamak şimdi zor. Belki de Hıristiyan demokrat olmakla yalnız yaşamanın hüznü arasında bir bağ olduğuna inanıyordum.”

Ayrıca bu karamsar ortamda gelişen incelikli ama hüzünlü bir aşk hikayesi, bir çocukluk aşkı da var. Bir yandan da nostaljik ve romantik bir çocukluk güzellemesi, otuz yaşını geçmiş, yalnız yaşayan, gecesi gündüzü sigara dumanı altında geçen bir adamın kaleminden.

***

“O zamanlar ağaçların ya da kuşların isimlerini bilmiyorduk. Lüzumu yoktu. Az sözcükle yaşıyorduk ve bütün sorulara aynı cevabı verebiliyorduk: bilmiyorum. Bunun cahillik olduğunu düşünmüyorduk. Buna dürüstlük diyorduk. Daha sonra ufak ufak ayrıntıları öğrendik. Ağaçların, kuşların, nehirlerin isimlerini. Ve herhangi bir cümlenin sessizlikten daha iyi olduğuna karar verdik.”

***

Kuşaklar arası çatışmaya da dokunuyor yazar. Özellikle anlatıcının aynı evin içinde anne ve babalarla çocuklarının birbirinden farklılaşan dünyaları, birbirlerine karşı duruşları ve tavırları ile ilgili çok hoş tespitleri var. Örneğin: “Şöyle düşündüm: bizimkilerde ne tipi var? Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru dürüst bakmayı asla öğrenemeyiz.” Aile içindeki sürekli gerilimleri, bir aile olmanın iç dinamiğini geçmişe doğru bakarak oldukça iyi anlatılmış. Bir zamanların çocuk olan anlatıcısının büyüyüp yetişkin bir insan olduktan sonra ailesiyle ilişkisinin, annesiyle babasına bakışının zaman içindeki değişimi romanın önemli konularından biri. Zira aile evinden ayrılsa da ailesiyle arasındaki ipi tam olarak gevşetemeyen bir roman karakteri karşımızdaki. Bir yandan ailesinden bağımsızlığını ilan etmeye çalışırken bir yandan da bir şekilde sürekli ‘eve dönen’ birisi. Örneğin ailesine ziyarete gittikten sonra kendi evine döndüğünde babasının ona verdiği eski gömleklerinden birini denerken şu satırlar ortaya çıkıyor: “Şimdi o gömleklere bakıyorum. İçlerinden biri özellikle hoşuma gidiyor, petrol mavisi renkli. Biraz önce denedim, kesinlikle bana küçük geliyor. Aynada kendime bakıyorum ve babaların kıyafetlerinin bize her zaman büyük gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ona ihtiyacım olduğuna da düşünüyorum; bazen babamızın kıyafetlerini giymeye ve uzun uzun aynaya bakmaya ihtiyacımız olur.”

Kaybolmaya çalışan ama bunu da bir türlü başaramayan bir adamın romanı bu. Çünkü anlayabildiğimiz kadarıyla kaybolabilmek için eve dönmenin yolunu tamamen unutmak gerekiyor; ancak anılar insanı bir şekilde eve geri götürüyor.

“Dün gece saatlerce yürüdüm. Yeni bir sokakta kaybolmak istiyor gibiydim. Mutluluk içinde tamamen kaybolmak. Ama kaybolamadığımız, kaybolmayı beceremediğimiz anlar vardır. Her ne kadar sürekli yanlış yönlere sapsak da. Bütün kerterizleri kaybetsek de. Geç olsa da ve yola devam ederken söken şafağın ağırlığını hissetsek de. Ne kadar uğraşsak da kaybolmayı beceremediğimiz, kaybolamadığımız anlar vardır. Ve belki de kaybolabildiğimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.”
Oğuzhan M. Şahin

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap

Emanet Şehir

10453292_10152502959544630_2079802271_n“Bize bu şehri emanet ettiler. Hangimiz Ankaralıyız? Hiçbirimiz. Emanete hıyanet edersen seni burdan kovarlar. Bu parti işleri Ankara’da yapılmasa, başka şehirlerde olsa, buraya hiç dokunulmasa iyiydi.”

Bugün dilim döndüğünce anlatacağım kitap Levent Cantek’in senaryosunu yazdığı, Berat Pekmezci’nin çizdiği “Emanet Şehir”.  Ülkemizde grafik romanı geliştiren ve bu konudaki çalışmalarıyla tanınan Cantek’in “Dumankara” dan sonra ikinci Ankara eseri.

Kitabın konusu bir yalancının, vasat bir adamın, Ankara sokaklarında kaybolmuş hikayesi gibi dursa da asıl anlatılan 1940’larda bir başkent. Her karede döneme ait bir ayrıntıyı yakalıyorsunuz: sürgünler, verem, edebiyat tartışmaları, Yahudilerin ülkeyi terk etmeleri, ‘pantolon giyen kadın’a bakış açısı,komünistlere karşı başlatılan savaş, kıyafetler, güvercinler, apar topar sorguya çekmeler,Ankara kalesi,Ulus ve Altındağ değişimin ortasındaki Ankara’yı gözler önüne seriyor. Kitap beş bölümden oluşuyor ve gelişen olay örgüsüyle beraber Ankara da tekrar şekilleniyor.

Yazarın bu kadar ince görüşlü olması ve anlatmak istediğini sürükleyici bir dille anlatması, değindiği temalar ve yan karakterlerin olaya katkısıyla mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sadece şehir silüeti çizmekle kalmayıp en bayağısından en entelektüeline dönem insanlarının neler yaptığını, nerelerde oturduklarını nasıl konuştuklarını da gözler önüne seriyor. Kitapta her ayrıntıya ayrı ayrı hayran kaldığımı söylemeliyim, hele bir kare var ki Ankara sevgisi, o buruk özlem bu kadar güzel anlatılabilirdi :

Hikaye sona erdiğinde kitap da bitmiyor üstelik. Kitabın sonunda bir kaç sayfalık o dönemi ve kitabın nasıl ortaya çıktığını anlatan bir çizgiröportaj da sizi bekliyor.

 

 

10479487_10152502959244630_851841261_n (1)

 

 

Ekin Yalçın

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler

yalcinMerhabalar. Bugün size anlatmak istediğim bir ilk kitap. Yalçın Tosun’dan Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler. Bu kısa ama vurucu öykü kitabı ilk basımını YKY’den 2009 yılında yapmış ve 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü kazanmış.

Onaltı öyküden oluşan kitap günümüz insanının beklentilerini, hayallerini,hırslarını bazen bir komşunun, bazen bir akrabanın; belki en nefret ettiklerimizin,belki en çok sevdiklerimizin gözünden – tam da bizim hikayemizi- anlatıyor. Sadece ailenin değil toplumun da insanın canını okuduğunu gösteren öyküler bunlar. O 3-4 sayfayı geçmeyenlerinde bile öylesine tanıdıktı ki söyledikleri, kaç defa durup nasıl bilebilir ve bu kadar da iyi dile getirebilir diye düşünmeden edemedim. Hatta abartıp bir de sorunlara çözüm bekledim ama peşin peşin söyleyeyim Tosun’un öyle bir amacı yok, bence çözümden çok o her kapısının ardında farklı bir hikaye olan evlere, hayatlara girip herkesin gerçekliğini olduğu gibi göstermek istemiş ; bazen bir türlü anlayamadığımız annemiz, çok sevdiğimiz babamız, kıskandığımız eski bir dost ya da komşunun çocuğu olarak. Öykülerini bu kadar etkileyici yapan da bu olsa gerek – bizim hayatımızı başkalarının gözünden bize göstermesi. İnsan sanki mahremine girilmiş, en gizli sırları açığa çıkmış gibi hissediyor ; önce rahatsız oluyor hatta sinirleniyor ama sonra merak baskın çıkıyor ve her gelen öykü daha da dikkatle okunuyor.

Onaltı öykü var dedim eh beni en çok etkileyenleri yazmazsam olmaz:

Kıpırtılı Bir Yorgan : Çocuk hayatların, çocuk aşkların nasıl da hayatla mahvolduğunu en güzel anlatan hikayelerden.
Kereviz : Sıradan aile hayatına , anne-kız ilişkisine çarpıcı bir bakış.
Ölüler Uzar : Hepimizin umutsuzca gerçekleşmesini beklediğimiz bir hayali vardır , zamanı belirsiz, belki ölünce belki ölürken.
Kale Direği : Dostluğun, onun çelişkilerinin, geçen zamanın izlerinin öykülerin genelinde süregelen buruklukla anlatıldığıdır.

Çok soru soruyor, zor soru soruyor Yalçın Tosun:
‘Aşk yüzünden delirdim.Bir insanın daha büyük bir başarısı olabilir mi bu dünyada?’

‘Çocukken nasıldı? Nasıldık biz? Çocuk da mı olduk bir zamanlar?’

‘Neden bu hayatlar seçildi bize?’

Hayatını farklı bir gözden görmek isteyenlere, öykü arsızlarına, hala soru sorabilenlere..
Okuyun – ama bence yalnızken.

Sezgi Meydancı

Tarih Yazar Sezgi Meydancı in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap
Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 34 35   Sonraki