Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Burhan Sönmez

Merhabalar. Çok sevdiğimiz bir yazar olan Burhan Sönmez ile güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Sorularımızı cevapladığı için kendisine çok teşekkür ediyoruz. Lafı uzatmayalım, iyi okumalar.

MASUMLAR.conv.indd1. Masumlar adlı romanınız, İngilizce ve İtalyanca gibi köprü dillere çevrildi. Bu sayede uluslararası çevrelerden aldığınız tepkiler size neler öğretti?  

“Biz” diye genel ve ne olduğu bilinmeyen bir kavram vardır. Bizi anlatan öyküler, bizim kültürümüze ait şiirler, denir. Ama insan denen daha büyük bir “biz”in, bütün kültürel sınırları ve kodları aşabildiğini, farklı bir süzgeçten geçirebildiğini görüyoruz. Ben de anlattığım olayların ve hikayelerin, “biz” denen sınırların ötesinde, farklı dil ve coğrafyalarda benzer hissiyatlarla karşılanmasına tanık oldum. Daha önce zihnen bildiğim şeyi pratikte tecrübe ettim. Bir okur tipi veya grubu varsayarak yazmadığımı biliyordum, yazdıklarımın şimdi kendi varlıkları ile her dile ve coğrafyaya yansıyabileceğini gördüm.

 2. Dünya edebiyatında son elli yıl içinde gerçekleşmiş en güzel üç şey ne sizce?

“En”li sorulara cevap vermekte hep zorlanırım.

3. ODTÜ’de edebiyat ve roman üzerine ders veriyorsunuz. Bu durum yazın hayatınızda size neler kazandırdı? Bu dersin içeriğinden bahseder misiniz?

Bildiklerimi kavramsallaştırmak ve karşılıklı etkileşim içinde, sınıftakilerle ortak bir dile dönüştürebilmek, herkesin zenginliğini birleştirmek gibi bir şey. Yazarken kullandığımız bir sözcüğün, okurun zihninde farklı yer ettiğini biliriz. Sınıfta da öyledir. Herkesin kavramı aynı gibi görünse de, herkesin onu kullanma biçimi farklıdır. Bu farklılık, bir yandan zenginliktir, diğer yandan karşılıklı anlamayı zorlaştırma etkisi yaratabilir. Wittgenstein, felsefe tarihinin temel sorununun dil sorunu olduğunu ve filozofların aynı kavramı kullandıkları halde ona farklı anlamlar yüklediklerini (ve bunun farkında olmadıklarını) söylemişti. Ortak çalışma, bunun deney alanıdır. Derslerde, edebiyat kuramının gelişimi, sosyal bilimlerin toplum algısı ve bunlar arasındaki etkileşim üzerinde duruyoruz.

 4. Yaratıcı yazarlık hakkında ne düşünüyorsunuz? Yazmak öğretilebilen veya atölyelerle geliştirilebilecek bir şey mi sizce?

Yazmak öğretilemez. O bizde vardır veya yoktur. Senarist, ressam veya heykeltraş olmak istiyorsanız, ustalardan ders alabilirsiniz. Kendinizi onlar aracılığıyla geliştirebilirsiniz. Ama benim elim yatkın değilse, ne kadar ders alırsam alayım iyi resim yapamam. Şimdi roman yazıyorum diye, kimseye roman yazmayı da öğretemem. Ama yazma biçimleri ve olanakları üzerine bilgi ve deneyim paylaşabilir, ortak çalışabilirim. Yaratıcı yazarlık çalışmalarından, bundan daha fazlasını beklememek gerekir.

5. Nasıl yazarsınız? Programlı mı, kısa zamanda yoğunlaşarak mı?

Programlı ve düzenli yazar, ama sonuçta çok az üretirim. Günlük on saatlik çalışmanın sonunda temiz bir sayfa çıkarmışsam, kârlı bir gündeyim demektir. Hazırlık ve okuma süreci ayrı bir ağırlık taşır.

Özellikle romanın giriş bölümü, yani ilk cümle, ilk paragraf ve ilk sayfa, kilit önemdedir. Yalnızca bu ilk sayfayı çalışmam en az bir yıl alır. Defalarca, farklı biçimlerde yazar, bekletir ve zihnimdeki romanın atmosferine ve ritmine uyup uymadığını anlamaya çalışırım. Aradığım şeyin ne olduğunu ben de tam olarak bilmem. Deneye deneye bir yere vardığımda ve “işte bu” dediğimde, aradığım şeyin ne olduğunu da anlamış olurum. Zihnimdeki romana dair bütünlük duygusudur o. Romanın sonrası bu bütünlük duygusuyla yazılır.

 6. Annenizin masalları ile büyüdüğünüzü, masallara özel bir ilginiz olduğunu biliyoruz. Bunu kendi türünüze yedirirken zorlandığınız oluyor mu? Yoksa kendiliğinden mi yerleşiyor eserinize?

Masal masal içinde tarzıyla düşünmek, bir hikaye içinde pek çok farklı hikaye anlatarak, ona uygun bir dil kullanmak, kalemimin kendiliğinden eğilimi. Sorun, romanın yapısı, kurgusu ve dalgalı grafiği içinde bunu geliştirmek, düğümler atmaktır. Burası zorlu, zorlu olduğu için de güzel.

 7. Karakter oluştururken kendi hayatınızdan ne kadar etkileniyorsunuz? Karakterlerinizi nasıl bir süzgeçten geçiriyorsunuz?

Kendi hayatımdaki adları veya ruh hallerini bazen kalkış noktası alıyorum, ama bunlar o karakterin kurulmasında belirleyici değil. Asıl yan, romanın bütünlüğü içinde hangi ruh hallerinin hangi yönlerle açığa çıkması gerektiğini düşünerek, o yanları geliştirmektir.

8. Yan hikâyelerin, yan karakterlerin geçmişlerinin bu kadar üzerinde durmanızın nedeni nedir?

Bir hikâye birçok hikâyeden oluşur. Veya tersi, birçok hikâye aslında tek bir hikâyeden ibarettir. Bu karşılıklı yansıtmayı, ayna etkisini, romanımda bir kaldıraç olarak kullanıyorum. Bu sayede, karakterleri bir tarihselliğe oturtuyor, tarihselliğin ise süreklilik ve geçicilik arasındaki gerilimde bazen nasıl bir enerji yarattığını, bazen de ne tür kırılmalara yol açtığını görmeye çalışıyorum.

363159 9. Kuzey’de “Her hayat başka bir hayatın aynasıdır.” diyorsunuz. Okuma süreci de bu hayatları anlamaya çalışarak varlığımıza/evrene dair cevapsız sorularımıza cevap aramak mıdır ? Okuya okuya empati kurulabileceğine inanıyor musunuz?

Okumak iyidir, ama okumanın yeterli olmadığını da biliriz. Kuzey’de karakterlerden biri, “Neye inandığın değil, nasıl inandığın önemli” der. Okumak da öyle. Ne okuduğumuz kadar nasıl okuduğumuz, yani onu nasıl algıladığımız, nasıl yorumladığımız da önemli.

 10. Yine Kuzey’de “anlatılmayan hayat yaşanmış sayılmaz.” diye yazmışsınız. Yazarken böyle bir amacınız, yazma eyleminin sizin için böyle bir anlamı var mı?

Bir amaçla yazmıyorum, öyle bir güdü yok içimde. Yazmanın amacından çok sonuçlarından söz edebiliriz. Sonuçta ortaya çıkan romanın dünyası ve dili, bana başka bir yaşam duygusu verir. Dilde yaratılan yaşam, gerçeklik dünyasındaki yaşamdan başka bir düzeye sahiptir. Bazı yönlerden, ondan daha sahicidir. Kuzey’de, Safali Sohbeti sırasında buna benzer bir şeyi tartışırlar. Varlığın gerçek hali ile, onun kalbimizdeki yansımasını karşılaştırırlar.

 11. Yakın zamandaki sosyal medyaya uygulanan sansür ve yayıncılık sektöründeki sorunlar (çeviri, yasaklama) konusundaki görüşleriniz nelerdir? Bu engellerin yazarlarda bir otosansür mekanizması yarattığını düşünüyor musunuz ?

Otosansüre zorlayan o kadar çok engel var ki hayatımızda. Ama aynı engellerin, bir karşı tepki yarattığını, yazarların farklı bir enerji biriktirdiğini de görebiliyoruz.

 12. Okurlarımıza önermek istediğiniz yazarlar ya da kitaplar var mı?

Son zamanlarda tekrar okuma imkanı bulduğum iki kitabı önermek isterim: H.Melville’in Moby Dick romanı ve E.Canetti’nin Kitle ve İktidar adlı incelemesi.

-NNlnmW3

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in SÖYLEŞİ 1 Yorum

2014 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı Mahir Ünsal Eriş Kazandı!

Her sene, Türk Edebiyatı’nın usta hikayecisi Sait Faik’in anısına, yazarın ölüm yıldönünümde (11 Mayıs), öyküleriyle ön plana çıkan bir Türk yazara verilen Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, bu sene Mahir Ünsal Eriş kazandı! Bu cumartesi Burgazada’da ödülünü alacak olan Eriş, bu onura Olduğu Kadar Güzeldik adlı üstün kitabıyla erişti. 

mahir-unsal-eris_380648

Erhan, yazarın şu ana kadar yayınlanan her iki kitabını da burada yazmış olup, aşağıdaki linklerden bu yazılara ulaşabilirsiniz.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, ödülü kazanan Olduğu Kadar Güzeldik, ‘2013 Yılında Dikkatimizi Çeken Kitaplar’ listemizde de yer almıştı.

Mahir abimizi ne kadar tebrik etsek az!

 

Olduğu Kadar Güzeldik/2013 Yılında Dikkatimizi Çeken Kitaplar

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde

Tarih Yazar Mert Eney in HABER Yorum Yap

49 Numaralı Parçanın Nidası

1908274_720812017939618_2166917206286853579_nMerhaba sevgili Değirmen Bekçisi takipçileri,

Bugün sizlere ülkemizde ilk kez basılan bir yazarın kitabından bahsedeceğim : “49 Numaralı Parçanın Nidası”.

 

Öncelikle, İthaki yayınlarına Thomas Pynchon’u ülkemize kazandırdığı için çok teşekkür ederiz. Pynchon, anlatım tarzıyla okuyucuları için hep bir “tavşan deliği” olmuştur. Feride Evren Sezer’in başarılı çevirsinde de bu hava aynen korunmuş.

Pynchon, gerçek dünyaya alternatif bir dünya sunuyor önümüze. Kurduğu bu dünya, bizimkine çok benziyor. Amerikan tarihine göndermeleriyle, eşsiz mekan tasvirleriyle okuyucuyu gerçek dünyada olduğuna inandırıyor ancak kitaptaki sihirli hava okuyucuyu her zaman diri tutuyor ve ona her okuduğuna inanmamayı öğretiyor.

Kitabın ana kahramanı Oedipa bir gün eski sevgilisinin öldüğünü ve kendisini büyük bir mirasın vasisi olduğunu  açıklayan bir mektup alıyor ve bu görevi yerine getirmek için kocasını bırakıp yola koyuluyor. Başta bir iki günlük bir evrak düzenleyicisi olarak görev yapacağını zannederken zamanla işler kendisinin bile içinden çıkamadığı büyük bir tuzak haline geliyor. Miras ile Amerikan posta sistemine tarihi bir yolculuğa çıkan Oedipa, karşılaştığı her kişiyi, her izi  ve çevresindeki olayları buna bağlıyor. Bir süre sonra kendisini olaylara o kadar kaptırıyor ki gerçek dünyadan sıyrılıp Pychon’un yarattığı alternatif dünyada yansımalar içinde oradan oraya sürüklenen bir kadın oluyor.

 

Yeni bir yazar ve onun yarattığı almaşık dünyayı tanımak isteyen herkese bir kaç tavsiye:

-> Kitabın kesinlikle otobüste, dolmuşta, ders arasında, birini beklerken ve ayakta okunmaması gerekiyor. Kitap, kendisine vakit ayırmanızı bekliyor.

-> Uzun cümleleri, her biri tek tek incelenmesi gereken bilimsel ve tarihi göndermeleri takip etmekle olay örgüsü arasında sıkışıp kalabilirsiniz. Böyle olduğunu hissettiğiniz anda olayları akışına bırakmanızı öneririm.

-> Sabırlı olun, Pynchon size kafanızdaki soruların cevabını veriyor, anlamadığınızı düşündüğünüz anda kitabı bırakmak yerine bir sayfa daha okumak kendinizi tekrar olayların beşiğinde bulmanızı sağlıyor.

->Tadını çıkarın, tarihi bir bulmacanın çevresinde keyfini çıkaracağınız bir roman sizi bekliyor.

 

Ekin Yalçın

Tarih Yazar Ekin Yalçın in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap

6. İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali Başlıyor!

basin_gorsel

Bu yılki İTEF-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin altıncısı Şehir ve Yolculuk temasıyla 5-11 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek. 5-8 Mayıs tarihleri arasında her yaştan edebiyat sever için çeşitli söyleşiler, atölye çalışmaları ve etkinliklerle dopdolu bir program varken 9-11 Mayıs tarihleri arasında bu yıl ilk olacak olan İTEF-Mutfakta Edebiyat ve İTEF-Çocuk etkinlikleri başlıyor.

İTEF-Çocuk programında yaratıcı okuma/darama, çizim atölyeleri ve söyleşilerde minik okurlarla buluşacak. İTEF-Mutfakta Edebiyat programıysa oldukça doyurucu: 10 Mayıs’taki Slow Food söyleşisiyle başlıyacak Kontinapolis’e kadar gidecek bir yolculuk. Yolculuk deyince de  Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Yemek Kültürü’ ne uzanacak ve olmazsa olmazımız çayın edebiyatımızdaki yerinin irdelendiği Şu Çay Demleninceye Kadar‘la devam edecek.

Bu yıl için bir diğer yenilik de Polonyalı edebiyatçıların ağırlanacak olması; eleştirmen, sinemacı, çocuk edebiyatı yazarları Polonya edebiyatı takipçileri ve meraklı edebiyatseverler için festivalde yerini alırken, kanadalı yazarlar da IFOA (International Festival of Authors) aracılığıyla ağırlanacak. Ayrıca FABİSAD etkinlikleri bu yılda yerli fantazya tarihimiz üzerine etkinlikleriyle merak uyandırıyor. ‘Bizden’ neler varmış diyorsanız Yekta Kopan, Hikmet Hükümenoğlu ve Ercan Kesal’ın yer alacağı Hayatımın Öyküsü söyleşisi, Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu önderliğindeki Edebiyat ve Sinema Atölyesi, Şehir ve Yolculuk temasına uygun olarak seyahat anlatılarına yer verilecek olan Yolda etkinliği ve son olarak Murat Belge’nin Türkçe Edebiyatta Yol ve Yolculuk söyleşisi göze çarpanlardan. Dünyayla etkileşmek için başka bir şey yok mu diyenler içinse çok sayıda yayıncı, gazeteci, çevirmen ve festival organizatörlerinin bizim edebiyatımızı tanıyıp tanıtabileceği Fellowship programı var.

Festival kapsamında etkinlikler Atatürk Kitaplığı, kargArt, Sismanoglio Megaro ve Suadiye sahilinde gerçekleşecek.

Ben de bu etkinlikte yer almak istiyorum diyenler içinse

Gönüllü Yazar Asistanlığı

İTEF-Yabancı Yazarlar Okullarda Etkinlikleri Ardıl Çeviri Gönüllüleri

İTEF-Mutfakta Edebiyat ve İTEF-Çocuk Gönüllüleri seçenekleri halihazırda bulunuyor.

Daha ayrıntılı bilgi ve program için:

http://www.itef.com.tr

https://twitter.com/itef_istanbul

https://www.facebook.com/IstanbulTanpinarEdebiyatFestivali

Tarih Yazar Sezgi Meydancı in HABER Yorum Yap

Masumlar

120402164829Selamlar. Bugün size Masumlar hakkında birkaç bilgi vereceğim. Masumlar, Bir Dersim Hikayesi ile tanıştığım Burhan Sönmez‘e ait. Ki açıkçası, bundan aylar önce yazdığım Bir Dersim Hikayesi ile ilgili olan yazıda da belirttiğim gibi, dikkatimi en çok çeken öykülerden biri -hatta en çok dikkatimi çeken- Burhan Sönmez’in öyküsüydü.

Kitap, İletişim Yayınları tarafından 2011 yılında yayımlandı. Sedat Simavi Edebiyat Ödülü‘nü kazandı.

Kitaptan genel olarak bahsetmek gerekirse, ana planda aşk hikayesi diyebileceğimiz bir olay ve etrafında bayağı bir derine inen güzel mi güzel öyküler.  Kitabın içinde Haymana Ovası var, Tahran var. Ve belki de hepsinin ve özellikle geçmişin çakıştığı Cambridge var. Hele o göndermeler, o büyük isimler.  Tüylerinizi diken diken edecek cinsten.

Kitabımızın ana iki karakteri Feruzeh ile Brani Tawo. Biri İranlı diğeri ise bizim coğrafyadan. Feruzeh, önemli bir kadın. Zeki biri, ilgi çekici. Ya da şöyle yapalım, “üç kelime oyunu” ile tanımlayalım onu. Bence zeki, duygusal ve güçlü.  Daha fazlası söylenebilir, o da size kalmış artık.

Brani Tawo ise ülkesinden kaçmış biri. Kitabın bir diğer “zeki, duygusal ve güçlü” karakteri. Siyasi geçmişi var. Zar zor geçiniyor, çeviri işleri yapıyor. İnsomniası var. Bu problemiyle karşı karşıya kalıyoruz ara ara. Güzel bir anlatı var burada da. Okurken onun için üzülüyorsunuz. Bu da okuyucuyu bağlamak oluyor sanırım. Bence önemli olan da bu zaten. Kitabın dünyasına girebilmek gerek. Hayal edebilmek, yaşıyor hissi yaşatmak. Burhan Sönmez bunu çok iyi becermiş.

Kitabın bir diğer güzel mi güzel yanı ise yan öyküleri. Tüm karakterler çok güçlü ve hepsinin geçmişini biliyoruz az çok. Bence, bu zor bir iş, ana hikayenin etrafını bu kadar dolu tutmak gerçekten sabır isteyen bir şey. Tek tek her karaktere bir geçmiş yaz ve hepsi başarılı olsun. Son dönemlerde böyle şeylerle çok karşılaştım ama bu en güzeliydi kesinlikle.

Bir Haymana’ya bir Cambridge’e yaptığımız bu yolculuklar iki farklı roman okuyormuş hissi uyandırıyor. Bu kötü bir şey değil, aksine gerçekten çok güzel. Kısa ve vurucu Cambridge bölümleri ile derin Haymana bölümlerinin harmanı çok başarılı olmuş. Okuyun, pişman olmazsınız.

Alıntı da ilk cümle olsun o zaman:

Benim vatanım çocukluğumdu ve ben büyüdükçe uzaklaştım ondan, uzaklaştıkça da o büyüdü içimde.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT 1 Yorum
Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 34 35   Sonraki