Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Baharda Yine Geliriz

Merhaba, çok çok değerli Değirmen Bekçisi takipçileri. Bugün tanıtacağım kitap Barış Bıçakçı’dan Baharda Yine Geliriz.

Bu güzel öykü kitabı, İletişim Yayınları’ndan 2006 çıkışlı. İçinde, şehir ve insanın birlikte işlendiği çok kısa, bir sürü güzel hikaye var. Özellikle modern insanın durgun çekişmelerini üstün bir başarıyla, oldukça ekonomik olarak betimlediği için, hayatın kendisine oldukça yakın bir eser yaratmış Bıçakçı. Daha önce hiç Barış Bıçakçı okumamış olan okurlarımız için güzel bir başlangıç olur diye düşünüyorum—benim için öyle oldu—.

Yazar, çoğunlukla Ankara’yı anlatmış hikayelerinde. Şehrin hızlı ve yoğun yaşantısının içinde, bizlerin ne kadar olağan kaldığımızı, hayatın her şeye rağmen tüm aynılığıyla her zaman devam ettiğini, vurucu bir şekilde okuyucuya aktarıyor Bıçakçı. 3-4 sayfayı geçmeyen öykülerle, bir anın kelimelerle fotoğrafını çekiyor yazar; her iki öyküden sonra karşımıza çıkardığı Şehir Rehberi ile tur rehberimiz oluyor. Genellikle her şeyin dramatize edildiği edebiyata çağdaş bir eleştiri getiriyor Bıçakçı, okuyucuya hayatta asıl gerçekleşen olayları anlatıyor—karanlık bir iyimserlikle, oldukça romantize ederek. Bıçakçı, okuyucunun hayatını anlatıyor hikayelerinde, bizi betimliyor.

Özellikle ön plana çıkan öyküler benim için şöyle:

Balkon Temizliği: Hayat döngüsünün 3 sayfada özetlendiği, inanılmaz sarsıcı bir hikaye. Belki de şu ana kadar okuduğum en güzel hikayelerden.

Süprüntü: Cinselliğin olabildiğince durgun sembolize edildiği kusursuz bir hikaye.

Eve Dönerken: Yolculuğa çok farklı yaklaşan bu eser, gerçek dışı kurgusuyla okuyucuyu büyülüyor.

Şehir Rehberi #3: Şüphesiz ki kitaptaki en etkileyici Şehir Rehberi, üçüncü olandır.

Kitabın adının bile son derece çarpıcı olduğunu düşünürsek, okunması gereken hikayelerden oluşan, son derece etkileyici bir öykü kitabı Baharda Yine Geliriz. Son senelerin ön plana çıkan yazarı Barış Bıçakçı, çağdaş Türkçe edebiyatın en önemli kişilerinden biri. Kısa bir kitap, bir çırpıda okunuyor—okuyun.

Mert Eney

Tarih Yazar Mert Eney in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

phpThumb_generated_thumbnailSelamlar. Dört ay kadar önce “kadın yazar” okumalarım -böyle bir dönemim var nedense, sadece kadın yazar okuduğum dönemler- için kitap seçiyordum. Önce bildiğim yazarlara yöneldim. Sema Kaygusuz, Karin Karakaşlı, Ayfer Tunç diye giderken, okumadığım yeni bir isim aradım. Bu isim de kitap isimleriyle ve yayıncısıyla dikkatimi çeken Mine Söğüt oldu.  Kapak çizimlerinin tanıdık -penguen okurları için- bir isim, Bahadır Baruter tarafından yapılması ilgimi gitgide arttırdı. Zaten evliler, ama işin magazinine girmeyelim tabii.

Kitap 2010 yılında, YKY tarafından basıldı. Mine Söğüt imzası taşıyor. Kitap daha başından itibaren farkını ortaya koyuyor. Zaten Mine Söğüt okuyorsak “farklı” bir hikaye göreceğimiz kesin gibi. Bundan önce okuduğum Kırmızı Zaman ile Beş Sevim Apartmanı buna alıştırmıştı zaten beni.

Kitabın ilk sayfasından itibaren farklı olduğunu anladığınız bu hikaye birçok karakter üzerinden dönüyor. Başta Madam Arthur Bey olmak üzere, Olcayto’nun, Nagehan’ın, Maria’nın -Olga’nın-  hayatlarına giriş yapıyoruz. Bu karakterlerin ortak yanı ise Kara Yalı. Kara Yalı, bir “kadınadam” olan Madam Arthur Bey’in sığınağı desek yanılmış olmayız. Her gün aynı monotonu yaşıyor kendisi. Uyanıyor, salona geçiyor, camın kenarındaki koltuğuna kuruluyor ve yoldan geçenleri izliyor. Bunlar olurken bir de yol arkadaşı var; Maria. Maria hizmetçisi mi desek, ne desek bilemediğimiz bir karakter. Hiç konuşmuyor. Sadece çay ve vanilyalı kurabiye hazırlıyor. Sonrasında yandaki koltuğa oturup dışarıyı izlemeye devam ediyor. Eve geliş hikayesi ise yine karanlık veya gizemli.

Olcayto bir yazar, Nagehan ise fahişe. Karşılıklı binalarda kalıyorlar, birinin balkonu diğerinin camına bakıyor. Olcayto’nun onun hakkında düşünceleri var. Kitapta görürsünüz zaten onları.

Olcayto hakkında konuşulur aslında uzun uzun. Şunu diyelim; eski fotoğraflarda gördüğü insanların öykülerini yazıyor. Zaten Madam Arthur Bey ile de bu şekilde tanışıyor. Fotoğraflarını alıyor Madam Arthur Bey’in. Olaya da asıl dahil olduğumuz an o an sanırım. Yine Kara Yalıda.

Kitapta bir geçmişe gidiyoruz, bir zamanımıza dönüyoruz. Başarılı, hem de çok. Kitap ilerledikçe, yavaş yavaş karakterlerin geçmişlerini de öğreniyoruz. Bu duruma nasıl geldikleri, yollarının neden kesiştiğini, her şeyi.  Madam Arthur Bey niye eve kapandı, Olcayto’dan neden yeni bir hayat istedi, hepsini öğreniyoruz.

Sonuç olarak, bu kitabı okuyun derim. Mine Söğüt okuyun, Mine Söğüt’ü sevin, kaleminin gücüne inanın. Sevgilerle.

Eğer Maria konuşacak olsa ona, sadece bu ev değil her yer kasvetli, der. Dışarısı. Denizin öteki yakası. Öbür ülkeler. Ve tüm öbür kıtalar. Hayat külliyen kasvet, der. Madam Arthur Bey bunu bilmiyor olamaz.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Zarf

zarfMerhaba posta kutusuna her baktığında dergilerin, faturaların, reklamların arasında mektup da bulmayı bekleyen arkadaşım. Haydar Ergülen’den mektup var! İlk baskısı 2004′te Dünya Yayıncılık tarafından yapılan Zarf, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden 2010 yılında yeniden çıkmış. Kitabımız iki kısımdan oluşuyor Zarf ve Mazruf. İlk kısımdaki şiirlerin ortak yanı yalınlık ve içtenlikleri – bu belki de şairin okuru ‘ürkütmeden’ kitabın içine almak istemesinden kaynaklanıyordur. Ne de olsa erken mektup geç kalır. Benim içinse yine karşılaştığım kitaplardan biridir diyebilirim Zarf için. İsmini görünce biraz kıskançlık biraz merak; şimdi bu adam koca kitapta mektuptan zarftan mı bahsedecek, şöyle bir bakayım zaten beğenmezsem atarım bir kenara, dur ya iyi gidiyor okuyayım biraz, mazruf da neymiş ki derken.. Yine zarfta mazrufta hiç olmamasına rağmen C. Yücel, T. Uyar, F. Akatlı’nın da içinde bulunduğu tanıdık tanımadık birçoklarına; 17 Ağustos’a, sivas şehitlerine, Ankara’ya göndermeler var.Yani bu kısımdaki şiirler çağrışım açısından zengin, anlamlı ve nispeten kısa.Tabii ben bu kısmı bitirdiğimde kıskançlığımı çoktan kenara koymuş şaşkın ve hayran ikinci kısma geçiyordum. Ben boşuna demedim şair bizi ürkütmeden yakalayacak diye artık kıvama geldik ya mazruftaki şiirler öncelikle daha uzun ama bundan önemlisi daha içli, daha içimize. Çocukluk da var, aşk da, unuttuklarımız da, uzaktaki sevgili de…Hem mektup yaz(a)mamanın, kimseye açıl(a)mamanın burukluğunu hissettiriyor hem de

”bilmem ki bu mektupla 

açılır mısınız biraz 

bana değil kendinize elbette”

diyerek kendine mektup yazmanın zorluğunu/kaçınılmazlığını çarpıyor yüzümüze.

Son söz olsun şair diyor ki:

”ne zarf kaldı ne mazruf,

böylece hayatın mektup çağı da kapandı

zaten kimsenin de bir mektuba yazacak kadar

içi kalmadı” *

*Peki ben bunu duyup  da durur muyum kaptım mektubumu doğru postaneye. Belki siz de …

Sezgi Meydancı

Tarih Yazar Sezgi Meydancı in KİTAP, ŞİİR, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Bekle Dedim Gölgeye

101027162316Bugün bahsedeceğim kitap çok yönlü insan Ümit Kıvanç’ın ilk baskısı 1989 yılında yapılan romanı, Bekle Dedim Gölgeye. Edebi metinler üretmenin yanı sıra çeşitli gazetelerde çalışmış, bir iki müzik grubunda yer almış, birkaç belgesel çekmiş ve aynı zamanda eserlerini yayınlayan İletişim yayınlarının birçok kitabının kapak tasarımını yapan biri kendisi. Romanın dördüncü ve şimdilik son baskısı 2010 yılına ait.

Roman ayrıca sinemaya da uyarlanmış. Senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı filmi Atıf Yılmaz yönetmiş. Sene 1990.

Türü için siyasi polisiye diyebileceğimiz bu roman (ki daha önceki baskılarının kapaklarında hep “siyasi polisiye roman” da yazarak bunu vurgulamak istemiş yayınevi), bir yandan da yoğun psikolojik unsurlar içeriyor; hatta şahsi görüşüm olarak romanın büyük kısmında psikolojik unsurların polisiye olay örgüsünden daha ağır bastığını söyleyebilirim. Bir cinayet ve o cinayetin çözülmesinden ibaret bir roman değil yani kısaca. Elbette bir cinayet var, elbette o cinayetin soruşturulması söz konusu (emniyet, savcılar, sorgular, gözaltılar, tutuklamalar vesaireden oluşan o sıkıcı hukuki süreç); lakin bunların yanında roman karakterlerinin kişilikleri de oldukça ön plana çıkıyor.

Bir dönem olayların içinde, birçok eylemde aktif biçimde yer alan eski solculardan Erdal’ın evinde öldürülmesi ve o dönemlerden beri hep birlikte olduğu, en yakınındaki insanlardan biri olan Ersin’in onun cesedi başında elinde cinayet silahı ile otururken polisler tarafından yakalanmasıyla başlıyor olaylar. Erdal ve Ersin, bir de Esra ile birlikte üniversite yıllarından beri hayatlarını birlikte geçirmiş 3 arkadaş, bir dönem hapiste yatıp çıktıktan sonra örgütlerden ve eylemlerden uzaklaşmışlar. Kendilerini sosyalist olarak nitelendiriyorlar, polis tarafındansa devletin bütün solcular altında toplamaya çalıştığı ortak etiket olan “anarşist” ile sınıflandırılıyorlar: Eski anarşistler birbirini vuruyor.

Bu üçlünün yanında bir diğer karakter de Erdinç. Cinayetin işlendiği gece gazetede nöbetçi olarak beklediği için olay yerine gitmek durumunda kalan Erdinç, üniversite yıllarında Erdal, Ersin ve Esra ile birlikte eylemlerde bulunan; ama sonrasında o üçü bir arada kalmaya devam ederken onlardan kopan (hatta zamanla tüm insanlardan kopmaya başlayan) arkadaş grubunun eski bir parçası aslında. Bu olayla yıllar sonra eski dostlarıyla yolu tekrar kesişiyor, daha doğrusu birinin sadece ölümüyle kesişebiliyor.Tabii bunun sonucunda da sürekli geçmişe dönüşler, akla gelen çeşitli hatıralar ortaya çıkıyor. Bu hafıza oyunları, küçük anılar sayesinde karakterlerin geçmişi hakkında daha çok bilgi sahibi oluyor, kişilikleriyle ilgili bazı ipuçlarına sahip oluyoruz. Aynı zamanda çoğu hatıranın, genelde epey uzaktan da olsa olayların akışıyla bir şekilde bağlantısı oluyor.

İşte önceki baskılardan birinin kapağında "siyasi polisiye roman"

İşte önceki baskılardan birinin kapağında “siyasi polisiye roman”

Karakterlerimizin gençliklerindeki memleketi kurtarma hayallerine olan güvenlerini zamanla kaybetmeleriyle uğradıkları hayal kırıklıkları, bu durumun onları içine sürüklediği gelecekten umutsuzluk, geçmişte başaramadıkları nedeniyle tatminsizlik duyguları yavaş yavaş gelişen bunalımlarının temelini oluşturuyor. Erdal’ın ölümüyle birlikte Ersin ve Esra’nın bunalımlarının gelişimi güçlenirken Erdinç için bütün yaşananların üzerine bir de eski arkadaşlarıyla tekrar karşılaşmak ekleniyor.

Bir zamanlar memleketi, insanlığı kurtarma hevesiyle oldukça heyecanlı, ateşli bir gençlik yaşayan bu insanların yıllar ilerledikçe kendileriyle hesaplaşmalarını ve umutlarını, hayallerini, insanlığa, kendilerine güvenlerini kaybederek trajik bir şekilde bırakın başkalarını kurtarmayı, kendilerini bile kurtaramayacak, hatta kurtarılmaya ihtiyaç duyacak kadar karanlığa sürüklenmelerini bir cinayetle başlayan polisiye olay örgüsünün arka planında (ya da belki arka plan olan olay örgüsünün kendisi) gayet ustalıkla anlatmış yazar, ortaya da oldukça güzel, keyifle okunulası bir roman çıkmış. Sonuçta kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi iyi polisiye iyi edebiyat olmuş.

 

“Yapmak istediği, kendini aşıyordu. Veya çok aşağıdaydı; ona ulaşabilmek için o kadar eğilirse bir daha kalkamayabilirdi.”

Oğuzhan M. Şahin

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Yeryüzüne Dayanabilmek İçin

Duymayan bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum, Tezer Özlü’nün Almanya’dayken Türkiye’deki süreli yayınlar için yazdığı yazıları toplayıp kitap yaptılar. Hazırlayan yazarımızın kardeşi Sezer Duru.

Kitaba dair yazılması gerekenler yazıldı zaten, biz yine geç kaldık sanırım. Ben de yeni bir şey söyleyecek yetkinlikte değilim.

Amma size şöyle bir güzellik yapacağım, kitapta yazarın gittiği-izlediği-yazdığı film festivalleri oldukça geniş bir yer tutuyor. O vakit, kitabı henüz okumamış olanlarımız için bir izleme listesi benden sevip de okuyamayanlara gelsin! Ha derseniz sen bu filmlerin hepsini izledin mi? Ne münasebet. Eşeklik bende kalsın, siz izleyebildiğinizi izleyin.

Umberto Eco kadar olmasa da biz de ‘Listeleri Severiz’.

yeryuzune-dayanabilmek Tezer Özlü okurları için izleme listesi:

1)      Hakkari’de Dört Mevsim: Tezer Özlü’nün kızı için doldurduğu ankete göre,en sevdiği film.

2)      Ayna: Yine Erden Kıral’ın filmi. Kitapta 41. Venedik Film Festivali’ndeki gösterimine dair detaylı bir eleştiri yer alıyor.

3)      Paris, Texas: Yönetmen Win Wenders için ‘yolların sinemacısı… Giden, durmayan, duramayan insanların’ demesi, bize yine O’nu çağırıştırıyor. ‘Olağanüstü anlatım ve tekniği’ alelade bir öyküye harcandı diye, öfkeli bu filme.

4)      Stranger than Paradise: 37. Locarno Film Festivali’nde Jim Jarmusch genç ve  daha başından ödüllü yönetmen. Filmi Paris Texas’tan daha çok beğenmiş, adam olacak çocuk Jarmusch diyor. falan.

5)      Sürü: Tabii ortamlarda bilinen tek Türk filmi imiş o vakitler.

6)      Kaos (Taviani Kardeşler): Akdenizli dediği ve çok beğendiği filmi ben de ekledim listeye.

7)      Pek çok Fasbinder filmi de, O’nu daha iyi okuyabilmek için, listeye dahil edilebilir.

Werner Herzog ile ilgili bir yazısı ve bir Tarkovski röportajının Türkçe çevirisi de var kitapta. Kafka’ya dair, yetmişlerin sonu seksenlerin başındaki Almanya’ya dair ve tabii ki kendine dair… Siz de benim gibi ‘Alışveriş listesi yayınlansa okurum’ diyorsanız, buyrunuz.

Bilge. 

Tarih Yazar Bilge Gölge in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap
Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 34 35   Sonraki