Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz

Aklımızın devre dışı, sadece kalbimizin olduğu yıllar, bilirsin. Kalp “git” diyor, gidiyoruz. “Sev” diyor, seviyoruz. Teneffüs zilinin çalması yetiyor sırtımızın ürpermesine. Koridorda iki saniye de olsa yan yana durup bir çift laf etme ihtimali var ya o kızla ya da o çocukla.

 

melisa_kesmezMerhabalar. 2014, 12. gününü geride bırakırken yine bize umut aşılıyor. Evet, bu sene böyle giderse, edebiyatta altın yıllarımızdan birini yaşayacak gibiyiz.

İlk baskısını birkaç hafta önce, ocak ayının başlarında Sel Yayıncılık‘tan yapan Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Melisa Kesmez imzası taşıyor ve yazarın ilk kitabı.

Bir sürü öykü var bu kitapta, kısa kısa, her öyküde ise farklı bir şehir, farklı bir dünya, farklı bir insan. Genellikle tek ortak noktaları depresyonları, başlarına gelmiş kötü şeyler, hayatta bağlandıkları kötü insanlar. Plazalarında mutlu olmayan insanlar, ilişkilerinde istediklerini bulamamış insanlar, kaçıp giden insanlar. Bu kitapta herkes bir yerlere gidiyor aslında. Birileri ölüyor, birileri dünyanın öbür ucuna gidiyor. Bazıları ise İstanbul’dan Ankara’ya, iner inmez bu sefer Ankara’dan İstanbul’a gidiyor. Her öyküde, farklı bir kişinin penceresinden hayata bakıyoruz. Bu öyküler çok farklı hayatların değil, sıradan ve bizden olan hayatların. Bu yüzden belki de bu kitaptan kendinize benzeyen bir şeyler çıkarabiliyorsunuz. Bu kitaptaki bir öykü sizin öykünüz olabilir, ya da bir öyküdeki yan karakter siz olabilirsiniz.

Kitapta her öykünün ayrı ayrı çok güzel olduğunu söylemek lazım. Fakat benim en çok dikkatimi çekenler, Şubat, Bir Dost, O yaz, Şiirsiz, Arif, Bozkır, Halam, Kurtuluş Gecesi, Ceyda’nın dizleri ve Anneannemin takma dişleri. 

Öykülerin içine girdikten sonra çıkmak gerçekten zor oluyor. Kitap büsbütün bir hayret içinde geçiyor ve bana göre en iyi, yani şu ana kadar okuduğum, “Gezi Öyküsü” bu kitapta.

Genellikle 30 yaş dönemini anlatsa da bu kitap, çocukluğumuza, ortaokul-lise dönemimize döndüğümüz de oluyor. Mesela ben hep sınıf maçlarını kenarda izleyen çocuk oldum -Ceyda’nın dizleri-  ve belki de bu yüzden kendimi bu kadar çok buldum. Çünkü bu kitap, sınıf maçlarında kenarda oturmuş erkeklerin ve yaptıklarının yanlış olduğunu bilmesine rağmen, yapmak istediği için yapan kadınların hikayelerinden oluşuyor.

Şiirsiz‘de Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı falan derken kitabı bir daha elimden bırakamadım. Oysaki yarın sınavım var. Zaten güzel kitaplar hep önemli bir şeyin arefesinde çıkar karşımıza. Bu da öyle oldu. -Bu arada, Melisa hanım, Sinek Isırıklarının Müellifi’nin okunabileceği en güzel yer Konur’daki kafelerdir. Gerçekten orada bir yerde okuduysanız bana göre inanılmaz şanslısınız.-

Türkiye’de öykünün az okunmasına inat, her geçen gün elimize güzel güzel öykü kitapları geçiyor. Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz de bunlardan bir tanesi. İnanılmaz başarılı bir iş. Melisa Kesmez’in ellerine sağlık.

“Bir matkabın kullanma kılavuzundaki metinlerden farksız! Şiiri yok bu adamın! Düz! Dümdüz!”

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Dünya Ağrısı Geliyor!

2014 güzel güzel haberlerle devam ederken, bir güzel haber de Ayfer Tunç’tan geldi.

Ayfer Tunç, edebiyatta 25. yılını yeni bir kitapla kutluyor. Dünya Ağrısı, 14 ocakta Can Yayınları tarafından yayımlanacak. Bu kitap yazarın 13. kitabı (Can Yayınlarından 10.) ve roman özelliği taşıyor. 

 

 Hayatı “yolcu” olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin “reisi” olmak zorunda kalan Mürşit, gerçek dostluğu İstanbul’da bıraktığı hayaletlerden kaçarak oteline sığınan Madenci’de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor.

“Böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. Öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. Ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek. Babamın oğlu o olmalıydı diye düşünüyor, ben, oğlum gibi bir oğul olsaydım babam mutlu ölürdü; oğlum babamın istediği gibi bir oğul olduğu için ben mutsuz öleceğim.” (Kitaptan)

(Radikal kitaptan alıntıdır. http://kitap.radikal.com.tr/Makale/ayfer-tunctan-25-yil-ozel-389652 )

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in HABER Yorum Yap

Ferit Edgü Hikayeleri

Öyküleri yazıldıkları sıra ile okumak ne derece önemlidir bilmesem de, Ferit Edgü’nün 3 hikaye kitabını kronolojik sıraları ile okudum. Minimalist öyküleri ile bilinen yazarın zaman içinde kısalmış ve yoğunlaşmış hikayelerine dair birkaç not düşmek istedim.

edguhikayeler

BİR GEMİDE

1979 Sait Faik Hikaye Ödülü alan kitap altmışlar ve yetmişlerin başında yazılmış öykülerden oluşmakta.

‘Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku’da kahramanımız, şehrine  lanet gibi çöken koku geçene kadar hayatını devam ettiremeyeceğini farkeder. Diğer insanların da bu kokuyu alıp almadığını merak etmeye başlar. Onları uyarmak ister; ki beraber bir çözüm bulabilsinler. Bir yandan diğer insanların kokunun farkına varmalarını isterken, öte yandan hiçbir zaman farkına varmamalarından ve bu dayanılmaz koku ile tek başına kalmaktan korktuğunu; yetişkinler değilse de çocuklar ona hak verdiğinde duyduğu rahatlamadan anlarız.

Çocuklar böyledir, her şeyi söylerler ve hiçbir şey söylemedim derler.

‘Dönüş’ ise gitmek-kalmak-dönmek üzerine kurgulanmıştır.

‘Bir Gemi’de iki adam karşılaştığında bunun bir anlamı var mıdır,rastlantı mıdır? Kaptanı bilinmez, sorulara cevap verilmez bir düzende insan neden yazar? Sorular sormaya başlayan öyküde;

O,gecenin son sözünü,bir ahirzaman peygamberi gibi söyledi:
Öyle günler yaşayacağız ki bu geminin üstünde, yalnız gençler bilecek.

ÇIĞLIK

1982’de basılmış olan kitapta, ‘Kedi ile Fare’ konuşur ; ‘Papağan’ insan ırkıyla dalga geçer; aslında birşeyler yapması gerektiğini bilen insanoğlu lâl olur, ‘Çığlık’ bile atamaz.
‘Kör ve Oğlu’ ile ilgili Ferit Edgü kitabın sonuna bir not düşmüş ve Jorge Luis Borges’in, gözleri görmemeye başlayınca öykülerini 80 yaşındaki annesine yazdırmasından etkilenerek; görmeyen bir babanın notlarını derlediğini belirtmiştir. Bu noktada ilginç olan, ”Borges’in Evinde” kitabının yazarı Alberto Manguel’in; 16 yaşındayken Borges’e okuyuculuk yapması ile öykünün başında, kahramanın babasına kitap okuması arasındaki benzerliktir. Kahramanımız, ikisinin de sevdiği kitapları babasına okurken Manguel; babası artık kendi cümlelerine çekilmek istediğinde Leonor Acevedo Suárez’dir sanki.

‘Sahaf’ ile Demir Özlü’yü Stockholm’de karşılaştırır. Kitap kitap içinde bir kurgu oluşturur.

Kitabın sonlarında yer alan ‘Gelişigüzel Bir Konuşma’dan bir cümle ile diğer kitabımıza geçebiliriz.
Daha okunacak kitaplar var.
Peki.Olsun.Ama yaşam…Bir tek yaşamımız var.

DO SESİ

Ferit Edgü’nün okuduğum son kitabı ‘Do Sesi’, 1990-2000 yıllarında yazılmış minimalist öykülerden oluşuyor. Diyaloglar, monologlar, bazen sadece birkaç satırlık hikayeler; az sözle çok cümle tamamlıyor.

Yazar, ‘Medetsiz’de bir dağın zirvesine doğru yola çıkan adamı yedi satırda kaybeder; ‘Koşucu’ onu takip edenleri  bir kez durursam bir daha koşamam, bunu anlamıyor musunuz diyerek cevaplandırır.

‘Gün’ üç satırda Kral Kroisos’u hatırlatır; hayat bitmeden ona dair söylenenlerin anlamsızlığını düşündürür. ‘Konuşma’ Hayat soğudu ile başlar, nasıl bittiğini kendiniz okuyunuz.
Kitabın son bölümü ‘Geçişler’de, 1960 baharında Paris’te bir kafede; yazarımızın masasının çevresinde Giacometti, Beckett, Fikret Mualla, Tanpınar, Abidin Dino görünürler. Ve kitap biter.

 

Bilge.

Tarih Yazar Bilge Gölge in KİTAP Yorum Yap

2013 Yılında Dikkatimizi Çeken Kitaplar

Merhabalar. 2013 yılının sonuna gelirken bir liste de biz yapalım dedik. Listede bu yıl dikkatimizi çeken yeni kitapları, dilimize yeni kazandırılan kitapları ve yıllardır baskısı yapılmayan, bulunması zor kitapları aldık; neden aldığımızı açıklamaya çalıştık.  Genel olarak kısır gördüğümüz bu yıldan bizim de payımıza -güzel kitap anlamında- bunlar düştü. Birkaç kitabı eledik, listeyi uzatmak istemedik. Umarız beğenirsiniz. Bu kitapları kesin okuyun, vallahi çok beğeneceksiniz.

417906NİSYAN 

Nisyan’ı okurken bana çağrıştırdığı kelimeleri listeledim: ölüm.karanlık.yalnızlık.hafıza.unutuş.kelime.madde.boşluk. Bir olay örgüsünün içinde sıraya konulmuşlar ve 112 sayfalık bir kitap olmuş işte. Benim için 2013 ölüm ve bellek üzerine çok düşündüğüm bir sene oldu. Belki de bu yüzden,bu kitap geçen senenin kitabı olabilir.

Yazarın hayatı beşik-gemi-tabut sırasına oturtması benim için çok anlamlı. Oğul karakter Adem gibi ‘Uçmak nasıl taşa dönüşür?’ diye ben de düşündüm.Kaybı hafızası değil,insanlar olan okuyucu olarak katılıyorum.Merhaba.

Nisyan-Unutuş;yalnız öleceğimizi unutabilir miyiz?Ve bizden geriye ne kalacak?Bir yazardan geriye kelimeler kalmıyor,çünkü o artık kelimelerden ibaret.Unuttukça siliniyor.Devamlı sarı not kağıtları buluyoruz sayfalarda.Yazarın son ekmek kırıntıları.Ve senenin son kitabı.

kapakHEBA

Son romanı Uykuların Doğusu 2005’te basıldıktan okurları 8 yıllık bekleyişin ardından yeni bir Hasan Ali romanına bu sene kavuştu. Ziya’nın hikayesi. Metropolü bırakıp köye göçen Ziya’nın. Ama sadece bu değil Ziya’nın çocukluğuna gidip gelen, askerliğine gidip gelen, üç farklı zamanın arasında dolaşan bir hikaye. Bir askerlik öyküsü, bir köy öyküsü, bir çocukluk öyküsü ve tabi yine bir varoluş öyküsü Hasan Ali’nin kaleminden. Yazarın dildeki ve kurgudaki ustalığını kaldığı yerden sürdürdüğünü görüyoruz. Yine kaleminden olağanüstü bir metin çıkmış. Belki bekleyiş biraz uzun sürmüş olsa da bu bekleyişe değecek, duble iskender kadar doyurucu bir roman. Bu uzun bekleyişi ise yazarın kendisi şöyle açıklıyor: “Ben hep yavaşım zaten, bu cümle açık heceyle bitiyor, önceki de öyleydi, böyle peş peşe olur mu ses bozuluyor diye iki cümlenin başında bir hafta döner dururum. Romanlarımın hepsini, bu kez bu romana benzemeyecek korkusuyla yazdım. Heba’da da öyle oldu. Bu korkuyu kaybetme,k de istemiyorum bir yandan. Heba’yı yazarken, bir çocuğun sapanla kuş vurduğu yerde durdum. Çocuk sapanın lastiklerini germiş ve kuşa nişan almıştı ama metin ilerlemiyordu. Nedenini de bilmiyordum. Aynı sayfayı bir haziran ayından öteki haziran ayına kadar tam bir yıl boyunca yazdım ve sapan lastikleri öylece, bir yıl gerili kaldı. Evet, tam bir yıl… Roman sanatının insana sabrı öğreten, insanı derviş kılan bir yanı var.”

Yani anlayacağınız o sapanlı çocuktan bir yıl alacağımız var. 2013 Sedat Semavi Edebiyat ödülünü kazanan bu romanın kötü diyebileceğimiz tek yanı ise bitirdikten sonra yeni bir Hasan Ali romanı okumak için ne kadar bekleyeceğimizi bilmeden öylece kalakalmamız. Eh, çok sayın Napoleon’un da dediği gibi “Zafer geçici, belirsizlik ebedidir.”

422205ÜÇÜN BİRİ

Bu kitap aslında ilk baskısını -yanlış hatırlamıyorsam- 1998 yılında Parantez Yayınlarından yapmıştı. Ama sadece bin şanslı okurun eline geçen bu kitap, sahaflara bile düşmemiş, düşse bile gezdiğim hiçbir sahafa uğramamıştı.  Son çare e-posta attım Parantez’e, (2012 sonu) ve bana o kutlu haberi verdiler: altıkırkbeş yayına hazırlıyor!

Kitap Mart ayında elimdeydi. Kitap hakkında söylemek istediklerim ise, Yolda’ya bile konu olacak kadar sıra dışı bir karakter olan Neal Cassady’nin gençlik yıllarını anlattığı. Yazar otobiyografisini, pek de öyle olmayacak şekilde anlatmış. Anlayacağınız bu kitap önemli bir tarihi eser ve bu listede olmayı 8 ay kadar öncesinde garantilemişti.

445560ÖTEKİ DÜNYA

2009 yılında hayatını kaybeden, bilimkurgu edebiyatının özgün kalemlerinden J. G. Ballard’ın 2006 yılında yayımlanan romanı Türkçeye 2013 yılında Sel Yayıncılık tarafından kazandırıldı. Ve sanki seçilebilecek en isabetli yıl buydu; çünkü mekan olarak kendine bir AVM’yi seçen, arkaplanına alışveriş çılgınlığı ve bilincini kaybetmiş bir toplumu yerleştiren, insanların nasıl ilginç bir şekilde AVM’lerin etkisi altında kaldığını gözler önüne seren birkaç bin metrekarelik bir distopya olarak okunabilecek bir metin bu. Tüketim çılgınlığının yanında anlatının diğer bir boyutuysa şiddet. Olaylar AVM’de öldürülen babasının cinayetinin izlerini süren ana karakter Richard’ın peşisıra sıra ilerliyor. Bu süreçte Richard’ın hem babasını hem kendini yeniden tanımasına seyirci olarak karakterlerin içinde de küçük çaplı bir yolculuğa çıkıyoruz. Fakat bu cinayet bir yana, yazarın asıl derdinin arka planda yaşananlar olduğu anlaşılıyor. Günümüz toplumlarının tapınağı haline gelmiş AVM’ler, alışveriş hırsıyla deliye dönmüş insanlar ve adeta baskıcı devlet yönetimlerinin mikro ölçekli postmodern bir kopyası haline AVM’lerin iç işleyişi (yani alışveriş faşizmi) hem atmosferi oluşturuyor hem de yazar tarafından derin bir şekilde sorgulanıyor.

aile çay bahçesi

AİLE ÇAY BAHÇESİ

Gün geçmiyor ki Yekta Kopan bir kitap yazmasın ve o kitap güzel olmasın. Aile Çay Bahçesi, sorunlu bir kadının ölümden korkuşu, ya da nasıl denir, ailesinden -annesi dışında- nefret edişi, yaşaması ama yaşamakta o kadar da gözü olmaması.

Bu kitabın bu listede bulunmasının en önemli sebebi ise kitabın aile yapılarımızdan başta çok da farklı olmayan, ama içten içe de aşırı farklı olan, farklılaşan bir aile yapısına sahip olması. Yazar, kahramanını bize gerçekten başarıyla anlatmış. Kitabı okuduktan sonra neler hissettiğini az çok anlıyorsunuz. Kitabı önceden tanıtmıştım, şöyle bir cümle kurmuşum: “Burada bahsettiğimiz edebi bir kötülük değil, kitabın kötülüğü hiç değil, yağmur yağdığı için yaşadığınız basit bir kötülük de değil, nefret bu. Saf nefret.” Hah işte. Tam olarak bu.

Ellerine sağlık diyor ve listemize ekliyoruz.

Buralar-Biraktigin-Gibi_167333_1BURALAR BIRAKTIĞIN GİBİ

Blog’u kapatalım, giren de direkt “İLETİŞİM YAYINLARININ TÜM KİTAPLARINI OKUYUN ABİ İŞTE, DAHA NE BEKLİYORSUNUZ BİZDEN” gibi bir yazı görsün diye düşünmeme sebep olan, “İletişim Yayınları manyaklığı” dönemimde okuduğum son ve inanılmaz kitap ise Buralar Bıraktığın Gibi -ne uzun cümle kurdum-. Bir ilk eser için çok büyük olan ve bunu sayfalarında bize durmadan hissettiren inanılmaz başarılı bir öykü topluluğu.

Hayatını Ankara’da geçiren, geçirmekte olan ve onu seven herkesin kendisinden bir şey bulacağı öykülere sahip bu kitap okuru gerçekten etkiliyor. Zaten Ankara’da geçen kitapları hep daha çok sevmişimdir. Başka şehirler -hatta bir ülke- de var bu kitapta. Kitabı okuyun, sonra üstüne gelip bana “Beynimden vurulmuşa döndüm!” falan deyin. Ben de mutlu olayım. Tebrikler Murat Uğurlu, tebrikler.

429211BÜYÜLENME

Viyana doğumlu yahudi yazar Hermann Broch’un, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olarak görülen bu romanı Süheyla Kaya tarafından Türkçeye çevrilip İthaki Yayınları tarafından yayımlanmış. Hikaye küçük bir Alp köyünde geçse de aslında anlatılan Almanya ve Hitler’in hikayesi bir ölçüde. Faşizmin nasıl ortaya çıktığı, insanları nasıl büyülediği ve etkisi altına aldığı, sonrasında insanların nasıl çığrından çıkmış bir şekilde kontrollerini kaybettiğini gösterir, daha doğrusu göstermeye çalışır yazar, alegorik bir dağ köyünde. Yazar kitleleri çıldırtan olayları genelde erkeklere yaptırırken gerçekleri görüp aktarma görevini ise kadınlara verir. Kadınlara karşı kışkırtılan erkekler hakimiyeti onlardan almak için bilenirler. Fakat yaşanan olaylar, karakterler ve durumlar hep semboliktir. Hatta yazar kendisi bu romanı bir fabl olarak görmektedir. Faşizmin doğuşunun şiirsel bir dille, alegorik bir atmosferde anlatmaya çalışan, bunu yaparken de zaman zaman faşizmin anlaşılamazlığıyla karşılaşan bu etkileyici roman bu yıl Türkiye’de yayımlanan kitaplar arasında kesinlikle önemli bir yerde. Okunmasını şiddetle tavsiye ediyoruz.

429881OLDUĞU KADAR GÜZELDİK

Mahir Ünsal Eriş’in Haziranda bize hediye ettiği bu inanılmaz kitap tabii ki de İletişim yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Barış Bıçakçı hayranı, “Gençlerbirlikli”  bir kişinin zaten kötü kitap yazmasını bekleyemezsiniz. Keşke röportaj yapsak. Neyse, belki bir gün bir e-posta atarız, o da bize döner, neden olmasın?

Konudan uzaklaşmadan, (Spoylır başı) ilk kitabın ilk öyküsü ile bu kitabın son öyküsünün bağlantılı olması, (Spoylır sonu) okura “başladığım noktaya geri döndüm işte!” mesajı veriyor. Şunu demek lazım ama, o iki kitabı okuduktan sonra kesinlikle aynı insan olmuyorsunuz. Oluyorsanız sıkıntı var, bu da sizin sorununuz.

Kitaptan bir de öykü adı vereceğim: “Benim Adım Feridun”. Okuduğum en iyi öyküler arasında ilk beşe girmeye aday olan bu inanılmaz başarılı ve insanı duygulardan duygulara sokacak öykü, son öyküden önce okunmalı, tabii bana göre. Son öykü ama kesinlikle en son okunsun. Vallahi bak, dinleyin beni.

Yazının bu bölümünü yazarın bir tweeti ile bitiriyorum, çünkü Barış Bıçakçı bu yıl kitap yazmadı -bunun konuyla ilgisi yok-  ve bu tweet, Barış Bıçakçı konusunda aynı hissettiğimizi düşündürdü. Bir daha sevdim Mahir Ünsal Eriş’i.

“Birbirimize Barış Bıçakçı kitapları hediye etmeliyiz.”

Umarım bir gün hepimizin kanatları olur.

434979JAPONYA GÜNLÜKLERİ

Eylül 2013’te 6:45 Yayın tarafından yayımlandı. Dilimize kazandırılan son Richard Brautigan kitabı olma özelliğini de taşıyan bu kitap, yazarın Japonya’da çok ünlü olduğu dönemde, oraya gidip yazdığı şiirleri barındırıyor. Günlük şeklinde ilerleyen kitap, yazarın orada yaşadıklarını ve hissettiklerini bize küçük küçük anlatıyor aslında.

Küçükken 2. Dünya Savaşında amcasını öldürdüğünü düşündüğü Japonlardan nefret ederken, yıllar geçtikçe biraz empatiyle, biraz da büyümenin etkisiyle yazar Japonlara karşı nötrleşiyor. Kitaplarının  70’lerde Japonya’da çok ünlü olması bir noktada yazarı oraya doğru itiyor. Yazarın Japonlarla küçüklükten gelen ilişkisi, yolculuk yapmayı sevmeyen bir adamı 10 saatten fazla sürecek bir uçak yolculuğuna sürüklüyor. İlk şiirlerde oraya alışmakta yaşadığı zorlukları, ama bir yandan da “kendini oraya ait hissetme” durumunu görüyoruz ve bu kitabı da listemize almış bulunuyoruz.

431672PERİ GAZOZU

Şimdi Ercan Kesal olduğunuzu düşünün. Düşünemediniz değil mi? Çünkü bir insan bu kadar komplike olamaz. Elini attığı -en azından bildiğim kadarıyla- her işte başarılı olan bir adamdan bahsediyoruz. Hiçbirimiz öyle değiliz. Her neyse, bu kitap da İletişim etiketi taşıyor.

Yazar kendi anılarını anlattığı bu kitapta, toplumsal olaylara da sessiz kalmıyor, faili meçhullerden bahsediyor, ülkemizdeki toplum baskısına da ayrı bir parantez açıyor, anılarıyla, hikayeleriyle bize değişik duygular yaşatıyor. Aynı anda üzülüyor ve iyi hissediyorsunuz. Zaten kötü bir dönemde okumayın bunu. Ama kitap inanılmaz güzel. Etkilenmemek elde değil. Bu kitap sadece yazarın geçmişi değil, ayrıca bir Türkiye portresi. Demem o ki, okuyun. Zaten bu listeyi bu yüzden yapıyoruz.

7757_Kitaplar_ve_Sigaralar-George_Orwell463KİTAPLAR VE SİGARALAR

George Orwell’a saygı kuşağından merhabalar.

Kitap yazarın anılarından ve bazı makalelerinden oluşuyor. Yaşadığı dönemde sigara ve kitap değişkenleriyle kitap fiyatları hakkında geniş ve başarılı bir hesap yapıyor yazar. Sahaflık yaptığı dönemdeki gözlemlerini de bize sunan Allah’ın lütfu yazarımızın bu kitabı Sel Yayıncılık tarafından dilimize kazandırıldı.

Kitapta okuduğunuz anılar ise “eeeh ya, koskoca yazarsın niye anlatıyorsun şimdi bunları” havasıyla girilip “oğlum çok güzel” havasıyla bitiriliyor.

 

 

 

Not: Listeyi karışık bir şekilde yayımlıyoruz. Aralarında herhangi bir karşılaşmaya gitmedik, bilginize.

Tarih Yazar degbek in KİTAP 1 Yorum

KÜÇÜK AĞAÇ’IN EĞİTİMİ

Küçük-Ağaçın-Eğitimi                Beyaz Adam’ın düzenine karşı bir insanlık direnişi.

                 Kitabımız 1976 yılında okurlarıyla ilk kez buluşmuştur.Yazarımız bir Çeroki Kızılderilisi olan Forrest Carter’ın en dikkat çekici eseridir. 99’da sinemaya uyarlanan kitap, 95’te Say yayınları tarafından ilk kez Türk okuyucuya sunulmuştur.

                 Küçük Ağaç, babasının ardından annesini de kaybetmiştir. Beş yaşında Büyükanne ve Büyükbabasıyla yaşamaya başlar. Büyükbabası yarı, Büyükannesi safkan Çeroki’dir. Onların yanında yaşamaya başladığı ilk zamanlarda Küçük Ağaç dağlarda hayatın nasıl ilerlediğini öğrenir. Yiyecek bulmayı, ekin ekmeyi, avlanmayı, saklamayı, ısınmayı ve bunun gibi birçok temel ihtiyacını doğadan, doğaya zarar vermeden elde etmeyi öğrenir. Dağlarda birlikte vakit geçirdiği Büyükbabası onun eğitmenliğini, akıl hocalığını yapar. Küçük Ağaç o zamanlarda Büyükbabasından ‘’Gidişat’’la ilgili şeyler öğrenmeye başlar. Doğada hayatta kalmak , sürekliliği sağlayabileceği bir gidişat sağlamak ve ona uymak zorundadır. Küçük ağaç bir Kızılderilir ve bu onun, düzende dışlanmasına neden olmuştur. Yabancı olduğu gerçeğini fark etmiştir ama Küçük Ağaç bununla gocunmamıştır. Dağlarda yaşamış, doğayla birlikte hareket etmiştir Küçük Ağaç. Büyükbabasıyla birlikte viski yapımıyla uğraşmıştır ve bu konuda oldukça başarılı olmuştur. Büyükannesinden genellikle duygusal ve düşünsel öğretiler almıştır Küçük Ağaç. Büyükannesi Küçük Ağaç’ın hep yanında olup, ona şarkılar söylemiştir.
Büyükbaba üst patikada kayıp düşer ve bir süre sonra kulübelerinde yattığı yerde can verir. ‘’ İyiydi Küçük Ağaç. Bir dahaki sefere daha iyi olacak. Görüşürüz.’’                                                                                                                                                                                                              Kısa bir zaman sonra Büyükannesini de arka sundurmada oturduğu yerde ölü bulur Küçük Ağaç. ‘’Gitmeliyim. Ağaçları hissetmen gibi bizi de hisset. Seni bekleyeceğiz. Bir dahaki sefere daha iyi olacak. Her şey yolunda.’’

                         Carter’ın bu eseri sadece otobiyografik bir eser değildir elbette. Küçük Ağaç’ın Eğitimi insanca yaşamanın mücadelesidir. Kitap düşmanın yani düzenin insan hayatını ve doğayı kısıtlamasına karşı bir eleştiridir. Kitapta ki birçok öğreti kolay ve anlaşılır bir şekilde sunulmuş.

                        Açgözlülüğü basit ve yararlı bir şekilde yanlışlarken sömürgeci düzene ağır bir eleştiri vermiştir. ‘’ Yalnızca gereksinim duyduklarını al. Geyik alıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve en yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir.’’ ‘’ Paylarından fazlasını depolayan ve kendilerini besleyen insanlar ellerindekini kaptırırlar. Bu konuda savaşlar olur.’’Anlaşılacağı üzere düşmanın sömürgeciliğine ve savurganlığına karşı bir öğreti vardır. Egemen toplumun açgözlülüğü doğayı dolayısıyla insanı yok eder anlayışı Bütün Kızılderili abilerimizde olduğu gibi Çerokiler’de de güçlü bir şekilde hissedilir. Düzenin düşman ve diplomatik bütün bireylerin güçlü canavarlar olduğu kitapta ki yargılardandır. Yok edici olmak yerine, doğayla birlikte yaşamanın daha yararlı olacağı bütün kitapta hakim bir düşüncedir.
Din ve kilise kavgalarının gereksiz ve düşmanın bir rant aracı olduğu gerçeği mevcut öğretilerdendir. ‘’ Tanrı, böyle hafif konularda tartışan o aptallar kadar dar kafalıysa, o zaman cennet nasılsa yaşamaya uygun bir yer değildir.’’
Yardımlaşma konusunda çoğunlukla insanların yaptığının dışında bir şey verirken, verilen şeyin nasıl yapıldığını öğretmek yine kitapta ki derslerdendir. ‘’ Bir adama kendi başına yapmasını öğretirsen, o zaman adam iyi olur. Oysa yalnızca bir şey verip hiçbir şey öğretmezsen sürekli veriyor olursun. O adama yanlış hizmet yapmış olursun, çünkü sana bağımlı olursa o zaman onun kişiliğini alır ve çalarsın.’’ Tutumlu olmanın doğru bir davranış olduğunu ve birilerinin üzerimizde hüküm sürmemesi için gerekli bir davranış olduğu öğretisi de önemli bir yer tutar. ‘’ Bütün insanlar gevşek davranırsa, o zaman politikacılar kontrolü alabileceklerini görürler. Gevşek insanlar üzerinde kontrol kurarlar ve çok geçmeden bir diktatörün olur.’’

                          Kitapta ki doğayla uyum içinde olma öğretisi en önemlisidir. İnsanlığın birbirleriyle ve doğayla bağlı olması ilerlemeyi sağlar, yabancılaşmaları yok eder. Canlıların tümü birbirleriyle etkileşim içerisindedir, birbirlerini anlarlar ve destek olurlar. İnsan doğanın bir parçasıdır ve bunun ötesine geçemez.
                        Küçük Ağaç’ın Eğitimi, insani değerlerin giderek çıkar ilişkileri üzerine kurulduğu, duyarsız – anlayışsız bir dünyaya karşı isyanın eseridir. Sadeliği ve öğreticiliği hayatın vazgeçilmez bir parçası olarak kabul etmiştir.
                 

                                ‘’ Küçük Ağaç yüreklidir
                         Ve onun gücü inceliğindendir 
                           Ve Küçük Ağaç asla yalnız kalmayacak.’’

Anıl Bartu Esen

Tarih Yazar degbek in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap
Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 34 35   Sonraki