Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

alaska

Keçi Dağı

671076_2Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann’ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül ayında gerçekleşti. Romanın çevirisi Suat Ertüzün’e ait. Bundan önce 2012′den itibaren üst üste Bir İntihar Efsanesi, Caribou Adası, Pislik adlı eserleri dilimize çevrilmişti. Özellikle son 3 kitabının yayımlandıktan kısa bir süre sonra Türkçede de yayımlanması oldukça güzel. Keçi Dağı ve adı geçen diğer kitaplar Can Yayınları logosu altında.

David Vann, Keçi Dağı’nda geçen üç günlük bir av hikayesini anlatan bu romanı her yıl Keçi Dağı’nda avlanan atalarına ithaf etmiş. Söz konusu olan üç günlük bir hikâye; ama sanki çok daha geniş bir zamanı anlatıyor. Mitlerde, kutsal kitaplarda anlatılan insanlığın ilk günlerine kadar dayanıyor. David Vann oluşturduğu olay örgüsüyle aslında öldürmenin öyküsünü anlatıyor bize. Habil ve Kabil’den başlayarak bütün bir insanlık tarihinin baştan sona her anında, her zaman en önemli rollerde olan öldürme eyleminin öyküsü. 10 Emir’den birine konu olan bir büyük günah olarak öldürmek; fakat aynı zamanda da insanın en temel dürtülerinden birisi olarak. Ve hatta romanda da şöyle ifade ediliyor: “Kabil, bir parçamızın hiçbir zaman uyanmayacağını ilk keşfeden kişidir. Bir parçamız içgüdüye tabi olacak ve bu hiçbir zaman değişmeyecektir. Üstelik ilk içgüdülerimizden biri öldürmektir. On Emir, bizi hiçbir zaman bırakmayacak içgüdülerin bir dökümüdür.”

Kabil’in Habil’i öldürmesinden başlayarak kutsal metinlere yaptığı göndermelerle, ortaya koyduğu aykırı ve eleştirel yaklaşımla öldürme eyleminin çevresinde oldukça başarıyla kuruyor hikâyesini. Alaska yerlilerinden bir ailenin erkekleri, üç nesil, çocuk-baba-dede bir arada Keçi Dağı’na, her yıl yaptıkları gibi yılın ilk avı için gitmektedir. Yanlarına babanın arkadaşı Tom’u da alarak her zamanki dört kişilik av ekiplerini kurmuşlardır. Bu av çocuğun avı olacaktır; çünkü artık yaşı gelmiştir, ilk kez elinde tüfeği olacaktır. Ve gerçekten de öyle olur, çocuk daha geyiklere gelmeden bir insanı vurur. İlk avı arazilerine giren kaçak avcı olmuştur. On iki-on üç yaşında bir çocuk bir insanı öldürmüştür, ortada hiçbir neden yokken, hiç düşünmeden, bir anda ve adeta bir içgüdü gibi. Hikâye böyle başlar, bizim hikâyemiz gibi, hepimizin hikâyesi gibi, Habil ve Kabil gibi.

“Kabil ilk oğuldu. Âdem ve Havva’nın ilk çocuğu. Kabil başlangıcımızdı, cennette başlamayan herkesti.”

Çocuğun avcıyı öldürmesiyle birlikte bir aile gibi birbirine bağlı olan (ki üçü zaten bir aile) bu dörtlü arasında çözülmeler başlar. Daha önce bir arada hareket ederken hepsi kendi köşesine çekilir, kendi kimliklerine bürünürler. Başta tek bir kişi halinde bir dörtlüyken bu olaydan sonra dört ayrı kişi, dört ayrı insan vardır. Ölümün ortaya çıkmasıyla hikâye başlamıştır; herkes kendisi, kendi içindeki insan olmuştur. Böyledir; çünkü başlangıçtan itibaren insanlığı şekillendiren en önemli eylem öldürmek olmuştur. Doğru ya da yanlış, gerçek ya da hayal, gerçeği anlatan bütün kitaplarda sürekli olarak öldürme eylemi vardır. İnsanlığın öyküsünün her noktasında temel bir belirleyicidir ölüm ve öldürmek. Aynı zamanda çok özel, çok sıradışı bir eylem olarak değil olabilecek en doğal şeydir. An önce bahsetmiştim, bir de Kutsal Kitap eleştirisi kısmı var romanın. (Göndermeler daha çok Yahudilik ve Hıristiyanlığa ait metinlere olsa da aslında “Kutsal Kitap”a yapılan eleştirilerin sadece bu metinlerle sınırlı değil birbirinden pek farkı olmayan diğer dinler, öğretiler ve onlara ait metinlere de yönelik okunması gerektiği görüşündeyim) . Farklı açılardan saldırıyor yazar Kutsal Kitap’a; örneğin anlatılan hikâyelerde insanla Tanrı arasındaki ilişki, Tanrı’nın insanlara karşı “düşmanlığı” bunlardan. Bir başka eleştirisi noktası da Kutsal Kitapların, insanlığı yönlendirdikleri yol, Tanrı’nın insanlardan yapmalarını istediği ve beklediği şeyler üzerine. Öldürmenin de insanlığın içine bu kadar yayılmış olmasının bir nedeni olarak da bu öğretileri gösteriyor David Vann. Yani aslında Tanrı’nın azmettiriciliğinden bahsediyor. Şöyle diyor: “Tabii şimdi İbrahim’i ve İshak’ı* düşünmeden edemiyor ve Kutsal Kitap’taki her hikâyenin Kabil’den mi geldiğini merak ediyorum. Hepsi bir bilmece: İnsanın değeri, öldürmeye hazır olmasıyla mı imtihan ediliyor? İyiliğimizin, inancımızın, kurtuluş olarak katilliğimizin ölçüsü Kabil mi? Kutsal Kitap’tan yol göstermesini beklemek imkânsızdır. Yalnızca kafa karışıklığı.”

Çok farklı olayların yaşandığı bir olay örgüsü, sıradışı bir kurgu vadetmiyor roman bize ya da özgün biçimsel arayışlara girmiyor. Bir şeyler anlatmaya çalışıyor, bunu  yalın bir anlatımla, sade ve basit bir dille oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Konuyu ele alışındaki derinlikle ve de sunduğu okuma zevkiyle, bu kitabı okuma konusunda aldığınız karardan büyük bir mutluluk duymanızı sağlıyor. Kısacası genç denebilecek bir yazar elinden çıkmış usta işi bir roman. Ve yazarın gençliği nedeniyle daha birçok kitabını okuyabilecek olmamız ihtimali de ayrı bir mutluluk kaynağı.

Keçi Dağı’nı kesinlikle edinip okumanızı tavsiye ediyorum ve kitaptan alıntılarla doldurduğum bu yazıyı bitirmeden önce birkaç alıntı daha eklemek istiyorum.

“Yalnızca biz değil, bizden önceki herkes için de olduğu gibi, ıstırap çekmenin ve insan ömrünün bir simgesi olarak kendi haçını taşıyan İsa için de olduğu gibi, hayat tekrardan ibarettir. Tüm hikâyelerimizde bizler şu yeryüzünde bir ağırlığı sürükleyip taşırız. Buna Çile denir. İsa, kendimize acımamızın hikâyesidir.”

“İnsanın esası hayvandır. İsa’nın kanını içeriz ki tekrar hayvan olabilelim, boğaz yarıp kan içelim, kan banyosu yapalım, eti gövdeye indirelim, özümüze erişip dönelim ve kim olduğumuzu hatırlayabilelim. Kendimize bununla güven telkin ederiz. On Emir’in imkansızlığı karşısında ancak başarısızlığa uğrayabileceğimizden her pazar, kimliğimizi yitirmediğimizle ilgili olarak bu teminata ihtiyaç duyarız.”

“Salgınlar ve vebalar. Tufan. Dillerin birbirine girmesi. İnsanlığın tekrar tekrar sıfırdan başlaması. Kutsal Kitap bizi Tanrı’yla savaşımız hakkındadır. Ve bir şekilde biz sırf irademiz sayesinde, inadımız sayesinde daha güçlüyüz. Silinip gitmeyi reddetmişiz.”

Oğuzhan M. Şahin

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap