Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Çiğdem Külahı

Söyleşi: Ahmet Büke

 

ahmet_buke1Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz.

Birkaç yıldır “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adı altında on8blog’ta yazmaktasınız. Bu süreç nasıl başladı?

İşsiz kaldım. Telifle yapacağım işleri araştırmaya başladım. On8 blog’u buldum. Başladım yazmaya.

En son “100 Tuhaf Kitap” isimli kitabınız yayımlandı. Gerçekten de ilginç bir kitap! Bu kitabın oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Kitabın giriş bölümünde yazdım bunu. Aynen aktarayım.
Şu hayatta para biriktiren arkadaşlarım da oldu, kitap biriktirenler de. Birinciler hatırlanacak kadar ilginç değildiler ama ikincilerin çoğu gerçekten “nadide” insanlar. Belki de en tuhafı Murat Gültekin’dir. Yaklaşık otuz yıldır pek kimsenin ilgisini çekmeyecek kitapları ve müzikleri toplar durur. Bu sürecin çoğuna tanıklık ettim hatta bu tuhaf ava birlikte katıldık zaman zaman. Sabaha karşı bitpazarlarında elde fener, gelen malları karıştırdık zira o kadar erken gitmezseniz en güzel kitapları, kasetleri ve plakları başkaları kapar. Bazen birlikte evde otururken kapımız çalındı ve adına lancacı denilen adamlardan haberler aldık. Bunlar yeni ölü evlerini gözlerler ve rahmetlinin değerbilmez yakınları tarafından çöpe atılan kitap ve fotoğraflarını meraklısına -elbette bir miktar “sakal” karşılığı- ayırırlar.
İşte bu elinizde tuttuğunuz kitap Murat Gültekin’in çeyrek asırdan fazladır üzerine titrediği kütüphanesi sayesinde yazıldı desek doğru olur. İçerideki kitapların her biri bu toprakların insanına ait tuhaflığın, kafa karışıklığının ve deliliğin nişanesi sayılsa yeridir. Eserlerin kahir ekseriyeti bireylere ait, çok azı kurumların bastığı kitaplar. Okurken basım yılına da dikkat etmekte fayda var zira bu sosyolojik kazı alanındaki hazinenin 70′li yılların çatışmalı dönemlerine doğru giderek fakirleştiği, 80′li yıllardan sonra vasatlaştığı da anlaşılıyor.

 0000000665398-1Çiğdem Külahı isimli kitabınızı Beşeri Kantini’ne adamışsınız. Aklımıza tabii ki ODTÜ geçmişinizden de çıkarak ODTÜ Beşeri kantini geldi. Sizin için Beşeri Kantini ne ifade ediyor? Öğrencilik döneminizde yaşadığınız, tecrübe ettiğiniz şeylerin yazın hayatınıza ne kadar etkisi oldu?

ODTÜ’de okuduğum yıllarda Beşeri Kantini buluşma noktamızdı. O dönemki gençlik mücadelesinde alınan bir sürü kararın ve eylemliliğin ilk adımları burada atılırdı. Ben de bu sürecin merkezinde olmasam da çeperlerinde yer alan birisi olarak Beşeri Kantini’ne sık sık uğramaya çalışırdım. Bir de gerçekten güzel çayı olurdu ve bahçesinden gün batımını izlemek insana iyi gelirdi.

Hayatımıza dokunan çok güzel öyküler yazdınız. Hisaraltı Teşkilatı ve Kırk Yetim Serçe Doydu’nun aramızdaki bazı arkadaşlar için hep bir ayrı yeri oldu mesela, hayatlarında çok gezindiler. Hem de kısa bir süre içerisinde. Okurlarınız size böyle duygularla geliyor mu? Ne hissediyorsunuz bu durumlarda?

Çok sık değil ama bazen duyuyorum bunları. Bir yazar için daha büyük mutluluk olamaz sanırım okurlarının hayatlarına dokunduğunu bilmek. Biraz da övgüye alışık bir kuşaktan gelmiyorum ben. Dinlerken bana değil de başka birisine edilmiş sözler gibi geliyor çoğunluklar.

Öykülerinizde sıkça kendinizden önceki kuşakları da anlatıyorsunuz. Bu bilgi birikimini oluşturmak zor bize göre. Sizde olaylar nasıl gelişti?

Politik bir kuşaktan geliyorum. Edebiyat okumaları yanı sıra tarih ve politika çok yaygın okunurdu bizde. Belki bunun yarattığı imkânlar var, diyebilirim.

0000000457250-1Şu ana kadar tek roman yayımladınız, bir gençlik romanı. Bedo gerçekten de ilginç bir çocuk. Onun hikayesi nasıl başladı, Bedo’yu yaratırken neler etkiledi sizi?

Onu da internet üzerinden tefrika ederek yazdım. Başlangıçta kitap okumayı seven bir çocuğu günlüğü gibi düşünmüştüm. Bir kurgusu olmayacaktı sadece okuduğu kitaplardan gündelik hayatının içinde bahsedecekti. Sonra teyelleri birleştirmeye karar verdim. Roman öyle doğdu.

Yazın hayatınıza birçok kitap sığdırdınız. Oldukça üretken bir yazar olduğunuz söylenebilir. Yazma süreciniz nasıl gelişiyor? Planlı mı yoksa ilham bekleyenlerden misiniz?

Planlı birisi olmayı çok isterdim maalesef hayatımın hiçbir alanında öyle olamadım. İlham meselesini de pek bilmiyorum açıkçası. Genellikle hep bir şeyleri yazmak ya da yetiştirmek zorunda oluyorum. Diz kırıp yazmaya oturmam yetiyor.

Şu anda üzerinde çalıştığınız bir metin var mı? Gelecekte okuyucularınızı nasıl bir metin bekliyor?

On8 blog’da yeni sezon öykülere başladım. Kadir isimli bir gencin zorlu ve tuhaf hayatını anlatıyorum.

Türk yayıncılık sektöründe ve edebiyat camiasının genelinde ne tür eksiklikler özellikle gözünüze çarpıyor? Yazar kimliğinin bu eksiklikler üzerinde ne tür bir etkisi olabilir/olmalı?

Benim için en yakıcı ve hayati sorun yazdıklarınla geçinememek. Bunu halledebilirsem belki öteki sorunları görebileceğim.

Sizde ilk kez bir şeyler yazma isteği uyandıran yazarları/kitapları hatırlıyor musunuz? Bunların dışında bize ve okurlarımıza önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Bu önerme meselesine biraz mesafeliyim zira bu söyleşiyi okuyanların zaten kahir ekseriyeti benden daha iyi okurdur büyük ihtimalle.
Ama yine de okumamış ve keşfetmemiş olanlara Platonov ismini fısıldayabilirim.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in SÖYLEŞİ Yorum Yap