Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

değirmen bekçisi

Söyleşi: Ahmet Büke

 

ahmet_buke1Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz.

Birkaç yıldır “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adı altında on8blog’ta yazmaktasınız. Bu süreç nasıl başladı?

İşsiz kaldım. Telifle yapacağım işleri araştırmaya başladım. On8 blog’u buldum. Başladım yazmaya.

En son “100 Tuhaf Kitap” isimli kitabınız yayımlandı. Gerçekten de ilginç bir kitap! Bu kitabın oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Kitabın giriş bölümünde yazdım bunu. Aynen aktarayım.
Şu hayatta para biriktiren arkadaşlarım da oldu, kitap biriktirenler de. Birinciler hatırlanacak kadar ilginç değildiler ama ikincilerin çoğu gerçekten “nadide” insanlar. Belki de en tuhafı Murat Gültekin’dir. Yaklaşık otuz yıldır pek kimsenin ilgisini çekmeyecek kitapları ve müzikleri toplar durur. Bu sürecin çoğuna tanıklık ettim hatta bu tuhaf ava birlikte katıldık zaman zaman. Sabaha karşı bitpazarlarında elde fener, gelen malları karıştırdık zira o kadar erken gitmezseniz en güzel kitapları, kasetleri ve plakları başkaları kapar. Bazen birlikte evde otururken kapımız çalındı ve adına lancacı denilen adamlardan haberler aldık. Bunlar yeni ölü evlerini gözlerler ve rahmetlinin değerbilmez yakınları tarafından çöpe atılan kitap ve fotoğraflarını meraklısına -elbette bir miktar “sakal” karşılığı- ayırırlar.
İşte bu elinizde tuttuğunuz kitap Murat Gültekin’in çeyrek asırdan fazladır üzerine titrediği kütüphanesi sayesinde yazıldı desek doğru olur. İçerideki kitapların her biri bu toprakların insanına ait tuhaflığın, kafa karışıklığının ve deliliğin nişanesi sayılsa yeridir. Eserlerin kahir ekseriyeti bireylere ait, çok azı kurumların bastığı kitaplar. Okurken basım yılına da dikkat etmekte fayda var zira bu sosyolojik kazı alanındaki hazinenin 70′li yılların çatışmalı dönemlerine doğru giderek fakirleştiği, 80′li yıllardan sonra vasatlaştığı da anlaşılıyor.

 0000000665398-1Çiğdem Külahı isimli kitabınızı Beşeri Kantini’ne adamışsınız. Aklımıza tabii ki ODTÜ geçmişinizden de çıkarak ODTÜ Beşeri kantini geldi. Sizin için Beşeri Kantini ne ifade ediyor? Öğrencilik döneminizde yaşadığınız, tecrübe ettiğiniz şeylerin yazın hayatınıza ne kadar etkisi oldu?

ODTÜ’de okuduğum yıllarda Beşeri Kantini buluşma noktamızdı. O dönemki gençlik mücadelesinde alınan bir sürü kararın ve eylemliliğin ilk adımları burada atılırdı. Ben de bu sürecin merkezinde olmasam da çeperlerinde yer alan birisi olarak Beşeri Kantini’ne sık sık uğramaya çalışırdım. Bir de gerçekten güzel çayı olurdu ve bahçesinden gün batımını izlemek insana iyi gelirdi.

Hayatımıza dokunan çok güzel öyküler yazdınız. Hisaraltı Teşkilatı ve Kırk Yetim Serçe Doydu’nun aramızdaki bazı arkadaşlar için hep bir ayrı yeri oldu mesela, hayatlarında çok gezindiler. Hem de kısa bir süre içerisinde. Okurlarınız size böyle duygularla geliyor mu? Ne hissediyorsunuz bu durumlarda?

Çok sık değil ama bazen duyuyorum bunları. Bir yazar için daha büyük mutluluk olamaz sanırım okurlarının hayatlarına dokunduğunu bilmek. Biraz da övgüye alışık bir kuşaktan gelmiyorum ben. Dinlerken bana değil de başka birisine edilmiş sözler gibi geliyor çoğunluklar.

Öykülerinizde sıkça kendinizden önceki kuşakları da anlatıyorsunuz. Bu bilgi birikimini oluşturmak zor bize göre. Sizde olaylar nasıl gelişti?

Politik bir kuşaktan geliyorum. Edebiyat okumaları yanı sıra tarih ve politika çok yaygın okunurdu bizde. Belki bunun yarattığı imkânlar var, diyebilirim.

0000000457250-1Şu ana kadar tek roman yayımladınız, bir gençlik romanı. Bedo gerçekten de ilginç bir çocuk. Onun hikayesi nasıl başladı, Bedo’yu yaratırken neler etkiledi sizi?

Onu da internet üzerinden tefrika ederek yazdım. Başlangıçta kitap okumayı seven bir çocuğu günlüğü gibi düşünmüştüm. Bir kurgusu olmayacaktı sadece okuduğu kitaplardan gündelik hayatının içinde bahsedecekti. Sonra teyelleri birleştirmeye karar verdim. Roman öyle doğdu.

Yazın hayatınıza birçok kitap sığdırdınız. Oldukça üretken bir yazar olduğunuz söylenebilir. Yazma süreciniz nasıl gelişiyor? Planlı mı yoksa ilham bekleyenlerden misiniz?

Planlı birisi olmayı çok isterdim maalesef hayatımın hiçbir alanında öyle olamadım. İlham meselesini de pek bilmiyorum açıkçası. Genellikle hep bir şeyleri yazmak ya da yetiştirmek zorunda oluyorum. Diz kırıp yazmaya oturmam yetiyor.

Şu anda üzerinde çalıştığınız bir metin var mı? Gelecekte okuyucularınızı nasıl bir metin bekliyor?

On8 blog’da yeni sezon öykülere başladım. Kadir isimli bir gencin zorlu ve tuhaf hayatını anlatıyorum.

Türk yayıncılık sektöründe ve edebiyat camiasının genelinde ne tür eksiklikler özellikle gözünüze çarpıyor? Yazar kimliğinin bu eksiklikler üzerinde ne tür bir etkisi olabilir/olmalı?

Benim için en yakıcı ve hayati sorun yazdıklarınla geçinememek. Bunu halledebilirsem belki öteki sorunları görebileceğim.

Sizde ilk kez bir şeyler yazma isteği uyandıran yazarları/kitapları hatırlıyor musunuz? Bunların dışında bize ve okurlarımıza önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Bu önerme meselesine biraz mesafeliyim zira bu söyleşiyi okuyanların zaten kahir ekseriyeti benden daha iyi okurdur büyük ihtimalle.
Ama yine de okumamış ve keşfetmemiş olanlara Platonov ismini fısıldayabilirim.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in SÖYLEŞİ Yorum Yap

Tatar Çölü

0134 TATARCOLU.inddYazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha özgürleşip doğaçlama takılamadı mı? Şu anlık bunu bilmiyoruz, belki de hiçbir zaman öğrenmeyeceğiz. Hayat ise bir şeyleri yapmaya çalışırken geçip gidiyor. Hepimizin hedefleri var; bir şeyler olmak istiyoruz ya da bir şeylere sahip olmayı bekliyoruz. Peki bir an gelip de buna ulaşmaya çalışırken hedefimizden gitgide uzaklaşsak? Mesela tüm hayatımızı bir şeyi elde etmek için geçirsek ve onu elde etmeye çalışırken ondan uzaklaşsak, yeni bir insan olsak, sonra o istediğimiz şey artık gerçekten de istediğimiz şey olmasa? Mümkün mü?

Tatar Çölü bunun gibi bir hikaye aslında. Genç bir teğmen olan Giovanni Drogo, ülkesinin kuzey sınırında bir çöle bakan Bastian Kalesi’ne atanır. Kale küçüktür, yapılacak ise hiçbir şey yoktur. Drogo, kaleyi ilk gördüğü andan itibaren burada kalamayacağını anlar; ama aldığı kararlar ve geçen zaman onu kaleye iyice bağlar. Bir süre sonra işte bu kale onun yazgısı olur.

Drogo, yaşadığı tekdüze hayata öyle alışır ki, kalede geçirdiği zamanı fark edememeye başlar, kendini yavaş yavaş beklentilerinden, hayallerinden sıyırır. Şehre geri döndüğünde geçen zamanın insanları nasıl değiştirdiğini fark eder ve buna uyum sağlayamayacağını düşünür. Geri dönmek onun için zor olmaz.

Zaman geçtikçe hayat gitgide anlamsızlaşır, tek düşündüğü ve hayatını bağladığı şey bir gün çölden gelecek Tatar saldırısı ve kalesini-ülkesini koruyabilme umududur. Başlangıçta askerliğin verdiği kahramanlık duygusu onu ayakta tutarken yavaş yavaş bunun gerçekten de öyle olmadığı, askerliğin barış dönemlerindeki o monotonluğunu yaşadığını üzülerek fark eder; ama en nihayetinde gerçekten de tek isteği o kahramanlık duygusunu tatmak olduğunu anlar. Kahraman olacağı günün hayallerini kurar ve hayatını buna bağlar. Varoluşunu sorgulamayı hep o günün geleceği hayaliyle erteler ve o gün geldiğinde başına gelenler onu gerçekten derinden yaralar.

Kitabı bitirdiğinizde “Gerçekten bir hayal bir gün tüm hayallerin önüne geçer de, tüm hayatı bu kadar etkiler mi?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Giovanni Drogo, kimine göre güçlü, kimine göre zayıfça bir hareket yaparak hayatını tek olaya bağlıyor ve zamanın, monotonluğun onu uyuşturmasına izin veriyor. Sorumluluklarından ve insanlardan kendini çekip çıkarıyor.

Varoluş her zaman sorularla dolu bir şey. Hepimiz zamanı geldiğinde bunları düşünüyoruz. An geliyor düşünmeden edemiyoruz. Başka birinin bile olsa hayatın boşa geçmesi kendimiz adına kötü düşüncelere kapılmamızı sağlayabiliyor. Kitabı çok ara vermeden ve konsantre olarak okursanız kendinizi yorgun bir ruh halinde bulabilirsiniz.

Sonuç olarak, okuyun diyorum. Sevgiler.

“Tıpkı bir yabancı gibi, şehirde dolaşıp eski arkadaşlarını aradı, her birinin işyerlerinde, büyük şirketlerde ya da siyaset alanında çok meşgul olduğunu öğrendi. Ona, ciddi ve önemli şeylerden, fabrikalardan, tren yollarından, hastanelerden söz ettiler. İçlerinden biri kendisini akşam yemeğine davet etti, bir başkası evlenmişti, her biri ayrı bir yola koşulmuş ve dört yıl içinde iyice ilerlemişti. Deniyor ama tüm çabalarına karşın eski sohbetleri, şakaları, kullanılan sözcükleri yeniden hayata geçirmeyi beceremiyordu (belki kendisi de bunları yapabilecek durumda değildi). Şehrin içinde eski arkadaşlarını bulmak için dolaşıp duruyor ama sonuçta kendisini hep bir kaldırımda tek başına buluyor, akşamın gelmesine daha bomboş ve uzun saatlerin olduğunun farkına varıyordu.” (s. 149)

Tatar Çölü,
Dino Buzzati
232 sayfa,
İletişim Yayınları, 2004

Mehmet Erhan Üras.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar.

Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda büyük ihtimal böyle bir açıklama olmayacak. Hepinizi çok seviyoruz.

kun-a-2C78-D825-E773KÜN

Sezgin Kaymaz imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Konu ilginç, karakterler daha da ilginç. Kentleşme -veya böyle değil de, boş bulduğun arsayı çevirme- takıntımın başladığı kitap da bu oldu sanırım. İlginç ve güzel bir konu, kitabın bir noktada bağlanması, her şeyiyle güzel bir eser. Hüdai Ağa gibi, Muzaffer Hoca gibi, Ömer gibi, Çeto gibi, Menderes gibi güçlü karakterler oluşturulması kitabı daha da güzel kılmış. Doğa üstü olaylara karşı tavrınız nedir bilemiyorum; ama güzel bir olay örgüsü ile verilirse tadından yenmez diyorsanız, buyurunuz.

1810 BERCIKRISTIN.inddBERCİ KRİSTİN ÇÖP MASALLARI

Latife Tekin imzalı, en son İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Bir “çöp kent”in doğumunu anlatıyor.  Bir gecede bir çöplüğe kurulan gecekondu ve şehir ile taşra arasında sıkışmış, cahil diyebileceğimiz insanların hayatları. Aslında bir toplum kuruluşu örneği. Her adımıyla bir çöp kent hikayesi. Başladığı nokta ile bittiği nokta arasında dağlar kadar  fark var, tıpkı bir medeniyetin büyümesi gibi. Yine çok başarılı ve güzel bir kitap.

FrannyvezooeyFRANNY VE ZOOEY

J.D. Salinger imzalı, YKY tarafından yayımlanmış bir kitap. Franny ve Zooey isimli iki kardeşin hikayesi. Franny’nin “İsa Duası” okumaya başlaması ve kriz geçirip eve kapanması kitapta geniş bir yer buluyor. Çok olay üzerine kurulmuş bir hikayesi yok; genel olarak ikili diyaloglar üzerine dönüyor bu kitap.  4 farklı sahneden oluşan ve diyaloglarla ilerleyen bir tiyatro oyunu gibi düşünebilirsiniz. Salinger’ı “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ile tanıdım, şu an ise çok atarlı -veya ergen geliyor- diyorsanız bilemiyorum ama okusanız güzel olur gibi.

685111

KAFAMDA BİR TUHAFLIK

Orhan Pamuk imzalı kitap, YKY tarafından yayımlandı. Bu durum da ister istemez “yeni takımı ile ilk maçına çıkmış futbolcu” durumunu akıllara getiriyor. Yazar yeni bir şey deneyerek, bu sefer daha halktan bir kitap sunmuş bize. Konya’dan İstanbul’a çocuk yaşta gelen bir seyyar satıcının hayatını işlemiş kitapta. Halka özgü gördüğümüz durumları da anlatmaya çalışmış; bir “Şair Evlenmesi” durumu var karşımızda örnek olarak. Diğer kitapları yanında zayıf da kalmış olsa, Orhan Pamuk’tan bu tür bir roman okumak keyifliydi.

2068 MUNHAL.inddMÜNHAL

Ekin Can Göksoy imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. O kadar romanın arasına kesinlikle bir öykü kitabı sıkıştırayım dedim ve Münhal’i okudum. 5 öyküden oluşuyor. Önemli isimler hikayeye bazen kahraman oluyor, bazen ise kahramanımızın yaptıklarını sorgulamasına yardımcı oluyor. Birbirine pek de benzemeyen öyküler ile farklı dünyalara gitmeye, farklı şeyler hayal etmeye hazır olun. Münhal, güzel bir ilk kitap.

fft16_mf5165664KÜÇÜK PRENS

Yahu, bunla ilgili her şeyi biliyorsunuz zaten. Hepimiz başka baskıları okumuştuk tabii de, önemli bir şey oldu, yıl başında yayım hakları kaldırıldı kitabın. İstiyorsanız evinizde basın satın yani çok sıkıntı değil. Güzel haber ise; Cemal Süreya ve Tomris Uyar baskısına kavuşmuş olmamız. Sahafların eski baskısına 50 lira civarı fiyat biçtiği kitabı böylece elde edip okumuş olduk. Teşekkürler Can Yayınları. -Vallahi şurada size Küçük Prens’ten bahsedecek değilim, zaten okumuşsunuzdur. Bir de böyle okuyun diye buraya da yazmış bulunuyorum.-

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkuFAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU

Filmini duyunca ilgimizi çeken bu kitap, İlhami Algör imzalı,İletişim Yayınları  tarafından basılmış. Uzun öykü diyebileceğimiz bu kitap ise bir yazarın yaşadıklarını anlatıyor. Yine daha çok kendi iç dünyasında; pek bir olay bulunmadan. Bir de “Albayım Beni Nezahat İle Evlendir” var, bu kitabın kahramanı olan yazarın yazmaya çalıştığı kitabın kahramanının-bu nasıl bir tamlama?- kendi romanını yazma -yaşama- çabasını anlatıyor. Daha yarısını okudum, ondan da bir sonraki yazıda bahsedeceğim.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in AYLIK, KİTAP Yorum Yap

Kuzey

1623 KUZEY.inddDaha önce, bundan epey bir önce, hatırlarsınız -ya da hatırlamazsınız-  Masumlar hakkında bir şeyler yazmıştım. Kuzey de bir anda aklıma düştü, dedim yazayım. Yazıyorum.

Bugün size bahsedeceğim kitap, yani Kuzey, 2011 yılında İletişim Yayınları -Evet, çok şaşırdınız biliyorum- tarafından basıldı. Burhan Sönmez imzası taşıyor. (İlk Baskı İthaki Yayınları tarafından yapılmış)

Kitapta ana karakterimiz Rinda bir merakın peşinde kuzeye yol alıyor. Kitabın evreni veya dünyası bildiğimiz dünyadan farklı. Rinda misal, ölülerin yakıldığı, ruhlarının başka bir canlıya -hatta belki de aya- geçeceğine inanan bir köyde yaşıyor. Bu köy ve diğer güneydeki her yer için ise Kuzey bir bilinmez.  Kuzeye gidenler genel olarak dönmüyor. Kuzey, sadece hikayelerde biliniyor; tanınıyor ve biz bu Kuzey hikayesinde Rinda ile bilinmeze yol alıyoruz.

Hikayeyi bir tilkiden dinliyoruz. Rüyasında tilkiye dönüşen bir insan, rüyada olduğunu biliyor ve Sarı Nine’nin camına taş atıyor her gün. Bir gün, Sarı Nine,  kendisine beddua ediyor ve uyanamıyor. Konumuz bununla pek alakalı değil, fakat Sarı Nine öyle.

Rinda, babasız büyüyen bir çocuk. Babası, o küçükken kuzeye gitmiş. Bir gün, köyün yakınlarında babasının cesedi bulunuyor, o da bu gizemi çözmek için belirsizliğe doğru yol alıyor ve Rinda, git gide babasına benzemeye başlıyor.

Kitapta herkes birbirine hikaye anlatıyor. Şöyle bir durum var yani; insanlar birbirlerinin hikayelerini dinleyerek öğreniyor dünyayı. Her yere gidemezsiniz, bazen okumanız; dinlemeniz gerekir ya bazı şeyleri, öyle düşünün. Onlar da birbirine anlatıyor. Kitap ana konunun dışına dallanıp budaklanıyor bu hikayelerle. Okuma zevkiniz haliyle artıyor.  Yazar, okuru başka yollara sokma konusunda baya başarılı olmuş.

Kitaptaki her karakter güçlü üretimler. Hepsinin bir geçmişi var, hepsinin yaşamak için bir sebebi var. Ve bu kitapta bir Kadın hareketi de var… Şahmaran bahçesinin kadınları. Güçlü kadınlar, erkek hegemonyasına karşı sesini yükselten kadınlar. Erkeksiz yaşayan, iyilik için savaşan bir kadın ordusu.

Kitapta yıldızlarla ilgili de çok şey var. İlginiz varsa birçok şey öğrenebilirsiniz, gerçek ya da değil. Ama bize bilimsel yönlerinden çok onların hikayesini anlatıyor yazar.

Elinize geçecek bu kitap bayağı dolu bir kitap anlayacağınız. Masumlar’da ne dediysem, hepsi bu kitap için de geçerli. Alın okuyun derim. Misal, kurtulan iyi miydi kötü müydü diye düşünün. Hangisi kurtulursa daha güzel şeyler olur bunu düşünün. Kafa yorun diyorum biraz. Güzel oluyor.

Ben bugün size Kuzey’den bahsettim. Siz de okuyun, üzerine konuşalım.

İşte o çok bahsedilen Masumlar yazısı

Bir de yazar ile söyleşme şansımız olmuştu o da bu.

Sevgi ve saygılarımla,

Mehmet Erhan Üras.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

SICAK SU MÜZİĞİ

bukowskiKimileri için abartılmış edepsiz bir ayyaş olsa da Genet ve Sartre’a göre Amerika’nın en iyi şairi,  Hank, yani Charles Bukowski’nin ilk olarak 1983 yılında yayımlanan Sıcak Su Müziği’nin Türkçe çevirisi -tabii ki- Avi Pardo tarafında Parantez Yayınları’nca yapılmış.

Karşımızda 26 hikayeden oluşan klasik bir Bukowski kitabı var. Hikayelerin çoğunun ekseni benzer; içki, seks, kadınlar ama hepsi de Bukowski’nin hayatından beslenen basit, sürükleyici ‘gerçek hayat’ hikayeleri. Bu bakımdan daha önce hiç  Bukowski okumamış olanlar için yerinde bir başlangıç Sıcak Su Müziği. Benim gibi zamansız meyve aşeren hamileler misali  Bukowski krizi gelenler içinse elinizin altında bulundurabileceğiniz bir kitabı Hank’in. (Tamam  biraz abartmış olabilirim.)

Bukowski’yi sığ ve basit bulan birkaç kişinin aksine –birkaç dedim çünkü meraklısı baksın dünyada en çok okunan Amerikalı yazarlardanmış. Bu kadar lafın üstüne  bir iki hikayeden bahsedeyim de ne kadar sığ(!) mış siz karar verin. Kısacası buradan sonrası  sıpoylır içeriyor demedi demeyin.

 Lilly’yi Öptün : Ya da fazla sıradan bir ilişkinin kanlı sonu diyebiliriz. Tabii biraz daha ‘derin’ şeyler arayanlar için kadınların nasıl hiçbir şeyi unutmadıklarını ve ne kadar kindar olabildiklerini çarpıcı bir yoldan göstermiş diyebilliriz. Romantiklerse aşkı için kendini öldüren kadın imajından yürüsünler -ölüm ne kadar romantik olursa.

Akşamdan Kalma : Herhalde önyargılılardan ‘pis sübyancı’ damgasını yiyecek biri – Kevin’ın hikayesinden birkaç diyalog alalım:

“Yumurtaların çırpılmış mı olsun?”

“Çırpılmış.”

“On yıldır evliyiz, her seferindde ‘çırpılmış’ dersin.”

“Senin her seferinde sorman daha hayret verici.”

***

“Korkuyor musun?”

“Sen korkmaz mıydın?”

“Bilmiyorum. Küçük bir kızın kukusunu koklamadım henüz?”

“Hay Allah, neden?”

“Çünkü ahlaksızca, çünkü medeni değil.”

“Peki medeniyet nereye getirdi bizi?”

***

“Kevin bilmek istediğimiz tek bir şey var. Senin dostlarınız biz. Yıllardır dostuz. Tek bir şey. Neden bu kadar içiyorsun?”

“Ne bileyim? Daha çok can sıkıntısından galiba.”

Kararı siz verin. Son olarak,

Gerileme ve Çöküş : Absürd ve zalim bir yamyamlık öyküsü. Evlerine aldıkları bir oğlanı besleyip akşam yemeğinde servis edebilecek kadar soğukkanlı bir çift. Bir de üstüne seks fantezilerini ekleyin. Cici kızlar geçebilirler.

Aslında çok bile söyledim bir sürü hikaye adına ne derseniz, nasıl okursanız okuyun. Bana sorarsanız Bukowski’nin çekiciliği insan hikayelerini olanca şeffaflığıyla anlatmasından geliyor. Okuyun, görün.

Sezgi

Not: Adını kitaptan alan bir de müzik grubu varmış meraklısına www.hotwatermusic.com

 

 

 

Tarih Yazar Sezgi Meydancı in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 19 20   Sonraki