Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

iletişim yayınları

Tatar Çölü

0134 TATARCOLU.inddYazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha özgürleşip doğaçlama takılamadı mı? Şu anlık bunu bilmiyoruz, belki de hiçbir zaman öğrenmeyeceğiz. Hayat ise bir şeyleri yapmaya çalışırken geçip gidiyor. Hepimizin hedefleri var; bir şeyler olmak istiyoruz ya da bir şeylere sahip olmayı bekliyoruz. Peki bir an gelip de buna ulaşmaya çalışırken hedefimizden gitgide uzaklaşsak? Mesela tüm hayatımızı bir şeyi elde etmek için geçirsek ve onu elde etmeye çalışırken ondan uzaklaşsak, yeni bir insan olsak, sonra o istediğimiz şey artık gerçekten de istediğimiz şey olmasa? Mümkün mü?

Tatar Çölü bunun gibi bir hikaye aslında. Genç bir teğmen olan Giovanni Drogo, ülkesinin kuzey sınırında bir çöle bakan Bastian Kalesi’ne atanır. Kale küçüktür, yapılacak ise hiçbir şey yoktur. Drogo, kaleyi ilk gördüğü andan itibaren burada kalamayacağını anlar; ama aldığı kararlar ve geçen zaman onu kaleye iyice bağlar. Bir süre sonra işte bu kale onun yazgısı olur.

Drogo, yaşadığı tekdüze hayata öyle alışır ki, kalede geçirdiği zamanı fark edememeye başlar, kendini yavaş yavaş beklentilerinden, hayallerinden sıyırır. Şehre geri döndüğünde geçen zamanın insanları nasıl değiştirdiğini fark eder ve buna uyum sağlayamayacağını düşünür. Geri dönmek onun için zor olmaz.

Zaman geçtikçe hayat gitgide anlamsızlaşır, tek düşündüğü ve hayatını bağladığı şey bir gün çölden gelecek Tatar saldırısı ve kalesini-ülkesini koruyabilme umududur. Başlangıçta askerliğin verdiği kahramanlık duygusu onu ayakta tutarken yavaş yavaş bunun gerçekten de öyle olmadığı, askerliğin barış dönemlerindeki o monotonluğunu yaşadığını üzülerek fark eder; ama en nihayetinde gerçekten de tek isteği o kahramanlık duygusunu tatmak olduğunu anlar. Kahraman olacağı günün hayallerini kurar ve hayatını buna bağlar. Varoluşunu sorgulamayı hep o günün geleceği hayaliyle erteler ve o gün geldiğinde başına gelenler onu gerçekten derinden yaralar.

Kitabı bitirdiğinizde “Gerçekten bir hayal bir gün tüm hayallerin önüne geçer de, tüm hayatı bu kadar etkiler mi?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Giovanni Drogo, kimine göre güçlü, kimine göre zayıfça bir hareket yaparak hayatını tek olaya bağlıyor ve zamanın, monotonluğun onu uyuşturmasına izin veriyor. Sorumluluklarından ve insanlardan kendini çekip çıkarıyor.

Varoluş her zaman sorularla dolu bir şey. Hepimiz zamanı geldiğinde bunları düşünüyoruz. An geliyor düşünmeden edemiyoruz. Başka birinin bile olsa hayatın boşa geçmesi kendimiz adına kötü düşüncelere kapılmamızı sağlayabiliyor. Kitabı çok ara vermeden ve konsantre olarak okursanız kendinizi yorgun bir ruh halinde bulabilirsiniz.

Sonuç olarak, okuyun diyorum. Sevgiler.

“Tıpkı bir yabancı gibi, şehirde dolaşıp eski arkadaşlarını aradı, her birinin işyerlerinde, büyük şirketlerde ya da siyaset alanında çok meşgul olduğunu öğrendi. Ona, ciddi ve önemli şeylerden, fabrikalardan, tren yollarından, hastanelerden söz ettiler. İçlerinden biri kendisini akşam yemeğine davet etti, bir başkası evlenmişti, her biri ayrı bir yola koşulmuş ve dört yıl içinde iyice ilerlemişti. Deniyor ama tüm çabalarına karşın eski sohbetleri, şakaları, kullanılan sözcükleri yeniden hayata geçirmeyi beceremiyordu (belki kendisi de bunları yapabilecek durumda değildi). Şehrin içinde eski arkadaşlarını bulmak için dolaşıp duruyor ama sonuçta kendisini hep bir kaldırımda tek başına buluyor, akşamın gelmesine daha bomboş ve uzun saatlerin olduğunun farkına varıyordu.” (s. 149)

Tatar Çölü,
Dino Buzzati
232 sayfa,
İletişim Yayınları, 2004

Mehmet Erhan Üras.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar.

Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda büyük ihtimal böyle bir açıklama olmayacak. Hepinizi çok seviyoruz.

kun-a-2C78-D825-E773KÜN

Sezgin Kaymaz imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Konu ilginç, karakterler daha da ilginç. Kentleşme -veya böyle değil de, boş bulduğun arsayı çevirme- takıntımın başladığı kitap da bu oldu sanırım. İlginç ve güzel bir konu, kitabın bir noktada bağlanması, her şeyiyle güzel bir eser. Hüdai Ağa gibi, Muzaffer Hoca gibi, Ömer gibi, Çeto gibi, Menderes gibi güçlü karakterler oluşturulması kitabı daha da güzel kılmış. Doğa üstü olaylara karşı tavrınız nedir bilemiyorum; ama güzel bir olay örgüsü ile verilirse tadından yenmez diyorsanız, buyurunuz.

1810 BERCIKRISTIN.inddBERCİ KRİSTİN ÇÖP MASALLARI

Latife Tekin imzalı, en son İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Bir “çöp kent”in doğumunu anlatıyor.  Bir gecede bir çöplüğe kurulan gecekondu ve şehir ile taşra arasında sıkışmış, cahil diyebileceğimiz insanların hayatları. Aslında bir toplum kuruluşu örneği. Her adımıyla bir çöp kent hikayesi. Başladığı nokta ile bittiği nokta arasında dağlar kadar  fark var, tıpkı bir medeniyetin büyümesi gibi. Yine çok başarılı ve güzel bir kitap.

FrannyvezooeyFRANNY VE ZOOEY

J.D. Salinger imzalı, YKY tarafından yayımlanmış bir kitap. Franny ve Zooey isimli iki kardeşin hikayesi. Franny’nin “İsa Duası” okumaya başlaması ve kriz geçirip eve kapanması kitapta geniş bir yer buluyor. Çok olay üzerine kurulmuş bir hikayesi yok; genel olarak ikili diyaloglar üzerine dönüyor bu kitap.  4 farklı sahneden oluşan ve diyaloglarla ilerleyen bir tiyatro oyunu gibi düşünebilirsiniz. Salinger’ı “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ile tanıdım, şu an ise çok atarlı -veya ergen geliyor- diyorsanız bilemiyorum ama okusanız güzel olur gibi.

685111

KAFAMDA BİR TUHAFLIK

Orhan Pamuk imzalı kitap, YKY tarafından yayımlandı. Bu durum da ister istemez “yeni takımı ile ilk maçına çıkmış futbolcu” durumunu akıllara getiriyor. Yazar yeni bir şey deneyerek, bu sefer daha halktan bir kitap sunmuş bize. Konya’dan İstanbul’a çocuk yaşta gelen bir seyyar satıcının hayatını işlemiş kitapta. Halka özgü gördüğümüz durumları da anlatmaya çalışmış; bir “Şair Evlenmesi” durumu var karşımızda örnek olarak. Diğer kitapları yanında zayıf da kalmış olsa, Orhan Pamuk’tan bu tür bir roman okumak keyifliydi.

2068 MUNHAL.inddMÜNHAL

Ekin Can Göksoy imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. O kadar romanın arasına kesinlikle bir öykü kitabı sıkıştırayım dedim ve Münhal’i okudum. 5 öyküden oluşuyor. Önemli isimler hikayeye bazen kahraman oluyor, bazen ise kahramanımızın yaptıklarını sorgulamasına yardımcı oluyor. Birbirine pek de benzemeyen öyküler ile farklı dünyalara gitmeye, farklı şeyler hayal etmeye hazır olun. Münhal, güzel bir ilk kitap.

fft16_mf5165664KÜÇÜK PRENS

Yahu, bunla ilgili her şeyi biliyorsunuz zaten. Hepimiz başka baskıları okumuştuk tabii de, önemli bir şey oldu, yıl başında yayım hakları kaldırıldı kitabın. İstiyorsanız evinizde basın satın yani çok sıkıntı değil. Güzel haber ise; Cemal Süreya ve Tomris Uyar baskısına kavuşmuş olmamız. Sahafların eski baskısına 50 lira civarı fiyat biçtiği kitabı böylece elde edip okumuş olduk. Teşekkürler Can Yayınları. -Vallahi şurada size Küçük Prens’ten bahsedecek değilim, zaten okumuşsunuzdur. Bir de böyle okuyun diye buraya da yazmış bulunuyorum.-

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkuFAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU

Filmini duyunca ilgimizi çeken bu kitap, İlhami Algör imzalı,İletişim Yayınları  tarafından basılmış. Uzun öykü diyebileceğimiz bu kitap ise bir yazarın yaşadıklarını anlatıyor. Yine daha çok kendi iç dünyasında; pek bir olay bulunmadan. Bir de “Albayım Beni Nezahat İle Evlendir” var, bu kitabın kahramanı olan yazarın yazmaya çalıştığı kitabın kahramanının-bu nasıl bir tamlama?- kendi romanını yazma -yaşama- çabasını anlatıyor. Daha yarısını okudum, ondan da bir sonraki yazıda bahsedeceğim.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in AYLIK, KİTAP Yorum Yap

Sevgili Arsız Ölüm

sevgili-arsiz-olum_avatar_orjMerhaba sevgili değirmenbekçisi okuyucuları. Bugün size tanıtacağım kitap, hala edebi ününü korumakta olan, benim için çok özel bir roman – Sevgili Arsız Ölüm.

Kitabın şu anki baskısı canımız İletişim Yayınları tarafından yapılmakta. 1980 kuşağının en önemli Türk yazarlarından biri sayılan Latife Tekin’in ilk romanı olan Sevgili Arsız Ölüm, köy ile kent arasındaki sosyoekonomik farklılıkları işleyen konusuyla Türk toplumsal tarihine güçlü ve öznel bir ışık tutuyor. Bu roman ile Tekin, Türk Edebiyatına yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Ne kadar modern bir klasik sayılsa da, Sevgili Arsız Ölüm’ün günümüzde benim kuşağım tarafından pek bilinmediğini, bilinir gibi olsa da unutulabildiğini görüyorum. Eseri bu yüzden tanıtma gereği duydum, tekrar hatırlamak ve hiçbir zaman unutmamak için.

Romanın ana karakterlerini oluşturan Aktaş ailesinin köy-kent arasında kalmışlığını ve böylece iki uzamdan da yabancılaşmasını şiirsel bir dille okuyucuya aktaran Tekin, kurmaca ve gerçek arasındaki paralellikle romanına yarı-otobiyografik bir özellik kazandırmıştır – Latife Tekin’i tanımam doğrultusunda, bunun yerinde bir çıkarım olduğunu söyleyebilirim. Romanda çeşitli Orta Asya inanışlarının ve geleneklerinin yoğun varlığı ile Tekin’in özgün şiirsel anlatımının harmanlanmasıyla ortaya çıkan metnin, Marquez-vari bir Büyülü Gerçekçilik anlayışıyla okunabileceğini düşünüyorum. Latife Tekin’in anlatımı kadar karakterlerinin de izine Türk Edebiyatında daha önce rastlamadım. Bu anlatım farklılığının bu ilk kitaba üstün bir roman kimliği kazandırdığını düşünüyorum. Ayrıca yazarın kendisinden sonra gelen romancı ve öykücüleri oldukça etkilediğini, güncel eserleri takip ettiğimden, açık yüreklilikle söyleyebilirim.

Sevgili Latife Tekin’i de yakinen tanıma ve kendisiyle konuşma onuruna eriştiğim için, roman ve yazar hakkında ortalama bir okurun sahip olduğundan biraz daha derinlikli bir bilgi birikimine sahibim ve romanı da bu bilgilerim doğrultusunda okuduğumu söyleyebilirim. Bu sebeple kitabı derinlemesine inceleyip özümseme imkanı buldum. Düşüncelerimi ise yazımın devamında paylaşacağım.

Roman, Aktaş ailesinin Alacüvek Köyü’ndeki hayatlarının anlatımıyla başlar. Halk hikayelerinin ve folklorik motiflerin özellikle yoğun olarak aktarıldığı bu kısımda masallar, cinler, periler ve düşler roman karakterlerine ve nesnelerine yansır, adeta okuyucu karşısında vücut bulur. Doğa ve doğaüstü dünyanın bir arada işlendiği romanın bu kısmında, Aktaş ailesi ile tanışırız. Ailenin yeknesak yapısı ile sürekli değişen ilişki dinamikleri arasında her karakter sürekli bir kimlik ve varlık yapbozu içerisindedir. Yazar Latife Tekin’in Türk Edebiyat dünyasının alışılmış aile yapısından bu denli farklı olması tesadüf değildir. Tekin, bir kameraman gibi her karakterin üzerinde belirli bir süre geçirdikten sonra diğerine objektifi çeviren bir anlatım yapısı benimsemiş bana göre. Metnin de böylece kendi içinde büyüyen farklı karakter anlatımlarının oluşturduğu, lineer düzenden oldukça uzak bir yapı gösterdiğine inanıyorum. Karakterler ne kadar ayrıksı bir yapı gösterse ve öyle anlatılsa da, verdikleri mücadele ortaktır — her biri, gelenek ve modernite, köy ve kent arasında sıkışmış bireylerdir. Latife Tekin’in kendine özgü dili, adeta romanın konusu ile özdeş bir birliktelik içindedir. Romanın karakterleri gibi Tekin’in dili de geleneksel yapı ile modern biçimin bir karması olarak bize aktarılır. Tekin ne kadar Alacüvek Köyü’nün konuşma dilini ve geleneksel temaları eserine yansıtsa da, aynı zamanda modern romanın anlatım biçimini de benimsemiştir. Bu anlatım biçimiyle Latife Tekin, Atiye’nin öznelleştirdiği ‘ölüm’ figürüne okuyucu karşısında varlık kazandırır ve roman boyunca birebir olarak ona hitap eder - Sevgili Arsız Ölüm dolayısıyla anlam kazanır.

Latife Tekin ile Gümüşlük Akademisi’nde bir akşam konuşurken, ilk kitabının çok büyük bir beğeniyle karşılandığını anlatmış, hatta Sevgili Arsız Ölüm yayımlanmadan, yaratacağı büyük ilgiden etkilenmemek için ikinci romanı Berci Kristin Çöp Masalları’nı yazdığını söylemişti. Bir kitabın bu denli büyük çaplı bir etki yarattığını unutmadan Sevgili Arsız Ölüm’ü okuduğumu söyleyebilirim – şöhretini her zaman hak edecek bir üstün roman olduğunu da açık yüreklilikle belirtebilirim. 80’lerin süre getirdiği politik hareketin içindeyken, polisten kaçtıkça kapanıp okuduğunu, Yaşar Kemal gibi köy-kent ayrımını şiirsellikle anlatan yazarların diline üstün bir dikkat gösterdiğini de söyleyen Latife Tekin, kendi yazı dilini oldukça düşünerek oluşturduğunu vurgulamıştı.

Kadının, köyden kente göçün, yoksulun ve her şeyden önce insanın etkileyici bir güzellikte betimlendiği Sevgili Arsız Ölüm’ün, Türk Romanı için bir devrim niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Latife Tekin, kendine özgü diliyle ve daha önce işlenen bir konuya tamamen farklı bir yorum getirmesiyle, kuşaklar boyu gelecek okurları ve yazarları etkisi altına alacağı bana göre su götürmez bir gerçektir.

Çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, Sevgili Arsız Ölüm şu yaşıma kadar okuduğum en etkileyici beş kitap arasına girer. Baştan sona hayret içinde okudum, nasıl böyle bir roman olabilir diye. Lütfen, bu klasiği henüz okumadıysanız en yakın zamanda kendinize hediye alın, edebiyata bakışınız değişecek.

 

‘‘-Vapur gidiyor mu, gitmiyor mu?

-Gitmiyor.

-Gidiyor, kız.

Vapur gitmiyordu. Kocaman evler, ağaçlar, insanlar geri geri yürüyordu.’’ (Tekin, 75)

 

Mert Eney

Tarih Yazar Mert Eney in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Kuzey

1623 KUZEY.inddDaha önce, bundan epey bir önce, hatırlarsınız -ya da hatırlamazsınız-  Masumlar hakkında bir şeyler yazmıştım. Kuzey de bir anda aklıma düştü, dedim yazayım. Yazıyorum.

Bugün size bahsedeceğim kitap, yani Kuzey, 2011 yılında İletişim Yayınları -Evet, çok şaşırdınız biliyorum- tarafından basıldı. Burhan Sönmez imzası taşıyor. (İlk Baskı İthaki Yayınları tarafından yapılmış)

Kitapta ana karakterimiz Rinda bir merakın peşinde kuzeye yol alıyor. Kitabın evreni veya dünyası bildiğimiz dünyadan farklı. Rinda misal, ölülerin yakıldığı, ruhlarının başka bir canlıya -hatta belki de aya- geçeceğine inanan bir köyde yaşıyor. Bu köy ve diğer güneydeki her yer için ise Kuzey bir bilinmez.  Kuzeye gidenler genel olarak dönmüyor. Kuzey, sadece hikayelerde biliniyor; tanınıyor ve biz bu Kuzey hikayesinde Rinda ile bilinmeze yol alıyoruz.

Hikayeyi bir tilkiden dinliyoruz. Rüyasında tilkiye dönüşen bir insan, rüyada olduğunu biliyor ve Sarı Nine’nin camına taş atıyor her gün. Bir gün, Sarı Nine,  kendisine beddua ediyor ve uyanamıyor. Konumuz bununla pek alakalı değil, fakat Sarı Nine öyle.

Rinda, babasız büyüyen bir çocuk. Babası, o küçükken kuzeye gitmiş. Bir gün, köyün yakınlarında babasının cesedi bulunuyor, o da bu gizemi çözmek için belirsizliğe doğru yol alıyor ve Rinda, git gide babasına benzemeye başlıyor.

Kitapta herkes birbirine hikaye anlatıyor. Şöyle bir durum var yani; insanlar birbirlerinin hikayelerini dinleyerek öğreniyor dünyayı. Her yere gidemezsiniz, bazen okumanız; dinlemeniz gerekir ya bazı şeyleri, öyle düşünün. Onlar da birbirine anlatıyor. Kitap ana konunun dışına dallanıp budaklanıyor bu hikayelerle. Okuma zevkiniz haliyle artıyor.  Yazar, okuru başka yollara sokma konusunda baya başarılı olmuş.

Kitaptaki her karakter güçlü üretimler. Hepsinin bir geçmişi var, hepsinin yaşamak için bir sebebi var. Ve bu kitapta bir Kadın hareketi de var… Şahmaran bahçesinin kadınları. Güçlü kadınlar, erkek hegemonyasına karşı sesini yükselten kadınlar. Erkeksiz yaşayan, iyilik için savaşan bir kadın ordusu.

Kitapta yıldızlarla ilgili de çok şey var. İlginiz varsa birçok şey öğrenebilirsiniz, gerçek ya da değil. Ama bize bilimsel yönlerinden çok onların hikayesini anlatıyor yazar.

Elinize geçecek bu kitap bayağı dolu bir kitap anlayacağınız. Masumlar’da ne dediysem, hepsi bu kitap için de geçerli. Alın okuyun derim. Misal, kurtulan iyi miydi kötü müydü diye düşünün. Hangisi kurtulursa daha güzel şeyler olur bunu düşünün. Kafa yorun diyorum biraz. Güzel oluyor.

Ben bugün size Kuzey’den bahsettim. Siz de okuyun, üzerine konuşalım.

İşte o çok bahsedilen Masumlar yazısı

Bir de yazar ile söyleşme şansımız olmuştu o da bu.

Sevgi ve saygılarımla,

Mehmet Erhan Üras.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı

olaylar-boksorun-paziMerhabalar. Yine bir “Levent Cantek ne güzel insan, ne güzel Ankaralı yazarlarla tanıştırıyor bizi, ya İletişim Yayınları ne kadar güzel şeyler basıyor” gününde beraberiz.  Size bugün bahsedeceğim kitap Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı. (Kitabın adı çok uzun bu yüzden ctrl+c – ctrl+v taktiğiyle yolumuza devam edeceğiz.)

Kitap, 2014 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı, Giray Kemer imzası taşıyor. Kitabını “ustam ve abim” dediği Barış Bıçakçı’ya adayarak başlamış yazar. Bu bile kitabın ne kadar güzel olduğunun habercisi gibi. Başka bir yazar en sevdiğim yazara “ustam ve abim” diyorsa bu yazarla anlaşırız biz. Bu anlaşma, bir noktada anlama olmaz mı? Oluyor efendim, çok da güzel oluyor. Kitap İletişim etiketine ne kadar yakıştığını kanıtlarcasına başından itibaren insanı etkiliyor; sadeliği ile büyülüyor.

Kitap küçücük -92 sayfa- olmasına rağmen etkisine kolayca alıyor okuru, hani bazı kitaplar vardır, dünyasına girebilmek için 100 sayfa falan okumanız gerekir, bu kitap kesinlikle öyle bir kitap değil. Kısa, net ve etkileyici. Ve yine Ankara sokakları, Ankara yaşanmışlıkları, yine kurulan bağlar, yine gözünün önüne gelen anlar. Güzel, hem de çok.

Ana karakterimiz üniversiteli bir genç aynı zamanda da boksör. Daha genç yaşlarda mezarlıkta başına gelen bir olay tüm hayatını etkilemiş, bu yüzden tanıdığı her kadını “0″ kadın sanıyor. O güne olan takıntısı büyümesini engellemiş ayrıca, küçük bir çocuk gibi, kabullenememe hali var; yoluna devam edemiyor. Bu ise bizi en çok etkileyen nokta oluyor. Ayrıca, kitaptaki diğer karakterler ve onların hikayeleri yine çok başarılı. Bir kitapta yan bir karakter varsa onu da tanımamız gerektiğini düşünürüm, kahramanımızla alakasını ve geçmişini… Önemli şeyler bunlar, gerçekçiliği daha iyi veriyor bir noktada okura. Bu konuda da çok başarılı yazar.

Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı bir ilk kitap olabilir, “ilkin günahı olmaz” derler ya hani, ortada günah olmayacak bir günah bile yok. Duygu yoğunluğu da onu işleyiş de çok başarılı. Keşke biraz daha uzun olsaydı tabii, bitince bir hüzün oluyor, ondan bu da.

İnsan ister istemez düşünüyor, “bir boksör ile edebiyat, nasıl yani?” diye. Gayet de oluyor, aklımıza gelen boksör resmini de yıkıyor yazar bu kitapta.

Sonuç olarak -bu aralar sunum falan derken bi ‘conclusion’ veresi geliyor insanın- Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı çok başarılı bir ilk kitap. Yazar çok iyi bir iş çıkarmış; ellerine sağlık.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap