Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

şili

Belgelerim

25eylul2016_zambra
“Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı’nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan içtenlikle, sadakatle ve mutlak şekilde edebiyata inanmaya başladığımdandır.”
Belgelerim’den

Bazı insanların hikâyeleri, onları hiç tanımasanız bile, sizin için çok tanıdıktır. Aynı coğrafyayı ve aynı zamanı paylaşsaydınız çok benzer hayatlar yaşayabileceğinizi düşünürsünüz. Aynı sıradışı alışkanlıklara sahip olmanız, kendinizi aynı kelimelerle ifade etmeyi tercih edecek olmanız başka bir büyü yaratır. Bu bazı insanlar bazen yazardır. Ve bu bazı yazarları açıklayamayacağınız şekilde diğerlerinden çok daha fazla seversiniz.

Alejandro Zambra kendi adıma bu yazarlardan biri oldu benim için son birkaç yılda. Kitaplarla aramdaki ilişkiyi de bir ölçüde değiştirdi. Önce anlamsızca uzun romanlara saplanmış olan okurun kısa metinlerden de zevk alabilmesini, küçük ama yoğun ya da küçük ama ağır romanların dünyasına girebilmesini sağladı. Daha sonra ise bu yazıya konu olan kitap sayesinde, öyküyü sevmeye başlamamı değil belki o bir başka hikâye, ama bu sevgi sürecinin tamamlanmasını sağladı. Bütün bunların en temel nedeni kitaplarında kendi hikâyelerimle ve kafamdaki hikâyelerle akıl almaz paralelliklerle karşılaşıp durmam oldu sanırım. Belki biraz da “harika bir hayal gücü değil ama gerçekten iyi bir hafızası olması”.

Belgelerim Latin Amerika’nın bize bahşettiği genç ama güçlü seslerden Alejandro Zambra’nın ilk üç romanının ardından yayımlanan öykü kitabı. On bir kısa öyküyü barındıran bu kitap bize yazarın her zaman anlamak istediği bir yer Şili’nin* ve Şilili insanların kısa ve nahif hikâyelerini anlatıyor. Zambra yapmak istediğini başarıyor ve öykülerinde ülkesini yoksul ve kederli geçmişini ve bugününü ölçülü temaslarla birbirine bağlıyor, coğrafyayı ve karakterleri birbiriyle bütünleştiriyor. Bu aslında önceki kitaplarında da genelde yaptığı bir şey, belki küçük ve uçarı bir novella diyebileceğimiz Bonsai’yi bu genellemenin dışında tutabiliriz.

0000000708940-1Her biri güzel, ama bazıları gerçekten çok güzel, sahici hikâyeler bunlar. İçinde kendi buruk zaferler ve görkemli yenilgiler koleksiyonunuzdan birçok parça bulabileceğiniz hikâyeler. Kimi zaman Pinochet döneminde Ulusal Enstitü’deki çocukların hikâyesi anlatılıyor, kimi zaman yakın geçmişte bir kişisel bilgisayarın başından geçenler, kimi zaman ise bir sigara tiryakisinin sigarayı bırakma maceraları, kimi zaman bir baba ile oğlunun ve bir kedinin hikâyesi. Birbiriyle bağlantıları olmayan öyküler bunlar, arka kapakta da yazdığı gibi âdeta on bir kısa roman olan on bir kısa öykü.

Bütün öyküler güzel, ancak bazı öyküler gerçekten çok güzel demiştim, kendi adıma bunları saymam gerekirse: Camilo, Dünyanın En Şilili Adamı, Doğru mu Yanlış mı? ve Aile Hayatı diyebilirim.

Aile Hayatı aynı zamanda Zambra’nın ilk romanı olan Bonsai ile aynı kaderi paylaşarak Şilili genç yönetmen Cristian Jimenez tarafından sinemaya uyarlanmış.

“Lütfen Hernan’a kendi kalemize attığım gol için özür dileğimi söyle. Söyleyeceğim diye yanıt veriyorum. Ayrılırken bana sarılıyor ve kederle ağlamaya başlıyor. Hikâye böyle bitemez, diye düşünüyorum, baba Camilo’yla ölmüş oğlu için, aslında kendisine neredeyse yabancı oğlu için ağlarken. Ama böyle bitiyor.”
Camilo’dan

Kitap Zambra’nın Türkçedeki önceki kitapları Bonsai, Ağaçların Özel Hayatı ve Eve Dönmenin Yolları gibi Notos Kitap tarafından yayımlanmış, çeviri ise Çiğdem Öztürk imzasını taşımakta. Bir gün oturup üst üste birkaç güzel öykü okumak isterseniz, mükemmel bir tercih.

Oğuzhan M. Şahin

* – https://oggito.com/alejandro-zambra-imge-her-seydir-08201736096

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in KİTAP Yorum Yap

Eve Dönmenin Yolları

Eve-Donmenin-Yollari_163510_1

“Bir keresinde kayboldum.”

Bugün sözünü edeceğim kitap Şilili genç yazar Alejandro Zambra’nın üçüncü romanı olan Eve Dönmenin Yolları. Zambra tarafından 2010 yılında yazılan romanı Çiğdem Öztürk Türkçeye çevirmiş ve kitap Notos Kitap’tan 2013 yılında yayımlanmış.

Romanın anlatıcısı genç bir yazar adayı. Bir roman yazma uğraşı içinde bir yandan bugünkü hayatını ve sorunlarını yaşarken bir yandan da sürekli geçmişe dönüp anılarla yüzleşiyor genç yazarımız. Aynı zamanda sürekli sigara içiyor ve kadınlarla birlikte oluyor ya da birlikte olmanın hayalini kuruyor.

Yazarın yaşadığı bu geçmişe dönüşler sırasında özellikle onun çocukluğuna denk gelen büyük 1985 depremi ve sonrasına ve de Pinochet darbesi sonrası dönemin umutsuz ve karanlık iklimine tanık oluyoruz. Henüz birçok şeyden bihaber haldeki bir çocuğun gözünden bir diktatörlüğün nasıl bir şey olduğunu görmek, o dönemin acılarına ve korkularına bir çocuğun saflığıyla tanık olmak oldukça etkileyici. Örneğin bir çocuğun dünyayı nasıl algıladığını anlamaya çalışan anlatıcının düşüncelerine örnek olan şu kısım: “Mahallede Raul’un Hırıstiyan demokrat olduğu söyleniyordu, bu bana ilginç gelmişti. Dokuz yaşındaki bir çocuğa birinin Hıristiyan demokrat olmasının neden ilginç gelebileceğini açıklamak şimdi zor. Belki de Hıristiyan demokrat olmakla yalnız yaşamanın hüznü arasında bir bağ olduğuna inanıyordum.”

Ayrıca bu karamsar ortamda gelişen incelikli ama hüzünlü bir aşk hikayesi, bir çocukluk aşkı da var. Bir yandan da nostaljik ve romantik bir çocukluk güzellemesi, otuz yaşını geçmiş, yalnız yaşayan, gecesi gündüzü sigara dumanı altında geçen bir adamın kaleminden.

***

“O zamanlar ağaçların ya da kuşların isimlerini bilmiyorduk. Lüzumu yoktu. Az sözcükle yaşıyorduk ve bütün sorulara aynı cevabı verebiliyorduk: bilmiyorum. Bunun cahillik olduğunu düşünmüyorduk. Buna dürüstlük diyorduk. Daha sonra ufak ufak ayrıntıları öğrendik. Ağaçların, kuşların, nehirlerin isimlerini. Ve herhangi bir cümlenin sessizlikten daha iyi olduğuna karar verdik.”

***

Kuşaklar arası çatışmaya da dokunuyor yazar. Özellikle anlatıcının aynı evin içinde anne ve babalarla çocuklarının birbirinden farklılaşan dünyaları, birbirlerine karşı duruşları ve tavırları ile ilgili çok hoş tespitleri var. Örneğin: “Şöyle düşündüm: bizimkilerde ne tipi var? Aslında anne babamızın bir tipi olmaz. Çünkü onlara doğru dürüst bakmayı asla öğrenemeyiz.” Aile içindeki sürekli gerilimleri, bir aile olmanın iç dinamiğini geçmişe doğru bakarak oldukça iyi anlatılmış. Bir zamanların çocuk olan anlatıcısının büyüyüp yetişkin bir insan olduktan sonra ailesiyle ilişkisinin, annesiyle babasına bakışının zaman içindeki değişimi romanın önemli konularından biri. Zira aile evinden ayrılsa da ailesiyle arasındaki ipi tam olarak gevşetemeyen bir roman karakteri karşımızdaki. Bir yandan ailesinden bağımsızlığını ilan etmeye çalışırken bir yandan da bir şekilde sürekli ‘eve dönen’ birisi. Örneğin ailesine ziyarete gittikten sonra kendi evine döndüğünde babasının ona verdiği eski gömleklerinden birini denerken şu satırlar ortaya çıkıyor: “Şimdi o gömleklere bakıyorum. İçlerinden biri özellikle hoşuma gidiyor, petrol mavisi renkli. Biraz önce denedim, kesinlikle bana küçük geliyor. Aynada kendime bakıyorum ve babaların kıyafetlerinin bize her zaman büyük gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ona ihtiyacım olduğuna da düşünüyorum; bazen babamızın kıyafetlerini giymeye ve uzun uzun aynaya bakmaya ihtiyacımız olur.”

Kaybolmaya çalışan ama bunu da bir türlü başaramayan bir adamın romanı bu. Çünkü anlayabildiğimiz kadarıyla kaybolabilmek için eve dönmenin yolunu tamamen unutmak gerekiyor; ancak anılar insanı bir şekilde eve geri götürüyor.

“Dün gece saatlerce yürüdüm. Yeni bir sokakta kaybolmak istiyor gibiydim. Mutluluk içinde tamamen kaybolmak. Ama kaybolamadığımız, kaybolmayı beceremediğimiz anlar vardır. Her ne kadar sürekli yanlış yönlere sapsak da. Bütün kerterizleri kaybetsek de. Geç olsa da ve yola devam ederken söken şafağın ağırlığını hissetsek de. Ne kadar uğraşsak da kaybolmayı beceremediğimiz, kaybolamadığımız anlar vardır. Ve belki de kaybolabildiğimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.”
Oğuzhan M. Şahin

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap