Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

tatar çölü

Tatar Çölü

0134 TATARCOLU.inddYazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha özgürleşip doğaçlama takılamadı mı? Şu anlık bunu bilmiyoruz, belki de hiçbir zaman öğrenmeyeceğiz. Hayat ise bir şeyleri yapmaya çalışırken geçip gidiyor. Hepimizin hedefleri var; bir şeyler olmak istiyoruz ya da bir şeylere sahip olmayı bekliyoruz. Peki bir an gelip de buna ulaşmaya çalışırken hedefimizden gitgide uzaklaşsak? Mesela tüm hayatımızı bir şeyi elde etmek için geçirsek ve onu elde etmeye çalışırken ondan uzaklaşsak, yeni bir insan olsak, sonra o istediğimiz şey artık gerçekten de istediğimiz şey olmasa? Mümkün mü?

Tatar Çölü bunun gibi bir hikaye aslında. Genç bir teğmen olan Giovanni Drogo, ülkesinin kuzey sınırında bir çöle bakan Bastian Kalesi’ne atanır. Kale küçüktür, yapılacak ise hiçbir şey yoktur. Drogo, kaleyi ilk gördüğü andan itibaren burada kalamayacağını anlar; ama aldığı kararlar ve geçen zaman onu kaleye iyice bağlar. Bir süre sonra işte bu kale onun yazgısı olur.

Drogo, yaşadığı tekdüze hayata öyle alışır ki, kalede geçirdiği zamanı fark edememeye başlar, kendini yavaş yavaş beklentilerinden, hayallerinden sıyırır. Şehre geri döndüğünde geçen zamanın insanları nasıl değiştirdiğini fark eder ve buna uyum sağlayamayacağını düşünür. Geri dönmek onun için zor olmaz.

Zaman geçtikçe hayat gitgide anlamsızlaşır, tek düşündüğü ve hayatını bağladığı şey bir gün çölden gelecek Tatar saldırısı ve kalesini-ülkesini koruyabilme umududur. Başlangıçta askerliğin verdiği kahramanlık duygusu onu ayakta tutarken yavaş yavaş bunun gerçekten de öyle olmadığı, askerliğin barış dönemlerindeki o monotonluğunu yaşadığını üzülerek fark eder; ama en nihayetinde gerçekten de tek isteği o kahramanlık duygusunu tatmak olduğunu anlar. Kahraman olacağı günün hayallerini kurar ve hayatını buna bağlar. Varoluşunu sorgulamayı hep o günün geleceği hayaliyle erteler ve o gün geldiğinde başına gelenler onu gerçekten derinden yaralar.

Kitabı bitirdiğinizde “Gerçekten bir hayal bir gün tüm hayallerin önüne geçer de, tüm hayatı bu kadar etkiler mi?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Giovanni Drogo, kimine göre güçlü, kimine göre zayıfça bir hareket yaparak hayatını tek olaya bağlıyor ve zamanın, monotonluğun onu uyuşturmasına izin veriyor. Sorumluluklarından ve insanlardan kendini çekip çıkarıyor.

Varoluş her zaman sorularla dolu bir şey. Hepimiz zamanı geldiğinde bunları düşünüyoruz. An geliyor düşünmeden edemiyoruz. Başka birinin bile olsa hayatın boşa geçmesi kendimiz adına kötü düşüncelere kapılmamızı sağlayabiliyor. Kitabı çok ara vermeden ve konsantre olarak okursanız kendinizi yorgun bir ruh halinde bulabilirsiniz.

Sonuç olarak, okuyun diyorum. Sevgiler.

“Tıpkı bir yabancı gibi, şehirde dolaşıp eski arkadaşlarını aradı, her birinin işyerlerinde, büyük şirketlerde ya da siyaset alanında çok meşgul olduğunu öğrendi. Ona, ciddi ve önemli şeylerden, fabrikalardan, tren yollarından, hastanelerden söz ettiler. İçlerinden biri kendisini akşam yemeğine davet etti, bir başkası evlenmişti, her biri ayrı bir yola koşulmuş ve dört yıl içinde iyice ilerlemişti. Deniyor ama tüm çabalarına karşın eski sohbetleri, şakaları, kullanılan sözcükleri yeniden hayata geçirmeyi beceremiyordu (belki kendisi de bunları yapabilecek durumda değildi). Şehrin içinde eski arkadaşlarını bulmak için dolaşıp duruyor ama sonuçta kendisini hep bir kaldırımda tek başına buluyor, akşamın gelmesine daha bomboş ve uzun saatlerin olduğunun farkına varıyordu.” (s. 149)

Tatar Çölü,
Dino Buzzati
232 sayfa,
İletişim Yayınları, 2004

Mehmet Erhan Üras.

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in DÜNYA EDEBİYATI, KİTAP Yorum Yap