Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

Söyleşi: Ahmet Büke

  Çok sevdiğimiz Ahmet Büke ile bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi söyleşi ile baş başa bırakıyoruz. Birkaç yıldır "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" adı altında on8blog'ta yazmaktasınız. Devamı

Tatar Çölü

Yazgı ne kadar gerçektir? Gerçekten dünyada şu ana kadar yaşamış o kadar insan belirli bir senaryoya bağlı kalarak mı yaşadı? Yani kimse biraz daha Devamı

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar. Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda Devamı

Keçi Dağı

Keçi Dağı, Alaska yerlisi bir ABD vatandaşı olan David Vann'ın 2013 yılında yayımlanan romanı. Türkçeye çevrilip ülkemizde yayımlanması ise 2014 yılının sonuna doğru, Eylül Devamı

Belgelerim

"Tahminimce yine o anda bütün dini duygularım da uçup gitti. Bir daha hiçbir zaman Tanrı'nın varlığına ilişkin oyalayıcı mantık yürütmelere girişmedim, belki de sonradan Devamı

yky

Son Zamanlarda Ne Okudum

Merhabalar.

Düşündük de, belki böyle belirli aralıklarla toplu bir şeyler yazsak güzel duracak. Bir yerden başlayalım dedik; ilk de ben yazayım dedim. Bundan sonraki yazılarda büyük ihtimal böyle bir açıklama olmayacak. Hepinizi çok seviyoruz.

kun-a-2C78-D825-E773KÜN

Sezgin Kaymaz imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Konu ilginç, karakterler daha da ilginç. Kentleşme -veya böyle değil de, boş bulduğun arsayı çevirme- takıntımın başladığı kitap da bu oldu sanırım. İlginç ve güzel bir konu, kitabın bir noktada bağlanması, her şeyiyle güzel bir eser. Hüdai Ağa gibi, Muzaffer Hoca gibi, Ömer gibi, Çeto gibi, Menderes gibi güçlü karakterler oluşturulması kitabı daha da güzel kılmış. Doğa üstü olaylara karşı tavrınız nedir bilemiyorum; ama güzel bir olay örgüsü ile verilirse tadından yenmez diyorsanız, buyurunuz.

1810 BERCIKRISTIN.inddBERCİ KRİSTİN ÇÖP MASALLARI

Latife Tekin imzalı, en son İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. Bir “çöp kent”in doğumunu anlatıyor.  Bir gecede bir çöplüğe kurulan gecekondu ve şehir ile taşra arasında sıkışmış, cahil diyebileceğimiz insanların hayatları. Aslında bir toplum kuruluşu örneği. Her adımıyla bir çöp kent hikayesi. Başladığı nokta ile bittiği nokta arasında dağlar kadar  fark var, tıpkı bir medeniyetin büyümesi gibi. Yine çok başarılı ve güzel bir kitap.

FrannyvezooeyFRANNY VE ZOOEY

J.D. Salinger imzalı, YKY tarafından yayımlanmış bir kitap. Franny ve Zooey isimli iki kardeşin hikayesi. Franny’nin “İsa Duası” okumaya başlaması ve kriz geçirip eve kapanması kitapta geniş bir yer buluyor. Çok olay üzerine kurulmuş bir hikayesi yok; genel olarak ikili diyaloglar üzerine dönüyor bu kitap.  4 farklı sahneden oluşan ve diyaloglarla ilerleyen bir tiyatro oyunu gibi düşünebilirsiniz. Salinger’ı “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ile tanıdım, şu an ise çok atarlı -veya ergen geliyor- diyorsanız bilemiyorum ama okusanız güzel olur gibi.

685111

KAFAMDA BİR TUHAFLIK

Orhan Pamuk imzalı kitap, YKY tarafından yayımlandı. Bu durum da ister istemez “yeni takımı ile ilk maçına çıkmış futbolcu” durumunu akıllara getiriyor. Yazar yeni bir şey deneyerek, bu sefer daha halktan bir kitap sunmuş bize. Konya’dan İstanbul’a çocuk yaşta gelen bir seyyar satıcının hayatını işlemiş kitapta. Halka özgü gördüğümüz durumları da anlatmaya çalışmış; bir “Şair Evlenmesi” durumu var karşımızda örnek olarak. Diğer kitapları yanında zayıf da kalmış olsa, Orhan Pamuk’tan bu tür bir roman okumak keyifliydi.

2068 MUNHAL.inddMÜNHAL

Ekin Can Göksoy imzalı, İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış bir kitap. O kadar romanın arasına kesinlikle bir öykü kitabı sıkıştırayım dedim ve Münhal’i okudum. 5 öyküden oluşuyor. Önemli isimler hikayeye bazen kahraman oluyor, bazen ise kahramanımızın yaptıklarını sorgulamasına yardımcı oluyor. Birbirine pek de benzemeyen öyküler ile farklı dünyalara gitmeye, farklı şeyler hayal etmeye hazır olun. Münhal, güzel bir ilk kitap.

fft16_mf5165664KÜÇÜK PRENS

Yahu, bunla ilgili her şeyi biliyorsunuz zaten. Hepimiz başka baskıları okumuştuk tabii de, önemli bir şey oldu, yıl başında yayım hakları kaldırıldı kitabın. İstiyorsanız evinizde basın satın yani çok sıkıntı değil. Güzel haber ise; Cemal Süreya ve Tomris Uyar baskısına kavuşmuş olmamız. Sahafların eski baskısına 50 lira civarı fiyat biçtiği kitabı böylece elde edip okumuş olduk. Teşekkürler Can Yayınları. -Vallahi şurada size Küçük Prens’ten bahsedecek değilim, zaten okumuşsunuzdur. Bir de böyle okuyun diye buraya da yazmış bulunuyorum.-

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutkuFAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU

Filmini duyunca ilgimizi çeken bu kitap, İlhami Algör imzalı,İletişim Yayınları  tarafından basılmış. Uzun öykü diyebileceğimiz bu kitap ise bir yazarın yaşadıklarını anlatıyor. Yine daha çok kendi iç dünyasında; pek bir olay bulunmadan. Bir de “Albayım Beni Nezahat İle Evlendir” var, bu kitabın kahramanı olan yazarın yazmaya çalıştığı kitabın kahramanının-bu nasıl bir tamlama?- kendi romanını yazma -yaşama- çabasını anlatıyor. Daha yarısını okudum, ondan da bir sonraki yazıda bahsedeceğim.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in AYLIK, KİTAP Yorum Yap

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler

yalcinMerhabalar. Bugün size anlatmak istediğim bir ilk kitap. Yalçın Tosun’dan Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler. Bu kısa ama vurucu öykü kitabı ilk basımını YKY’den 2009 yılında yapmış ve 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü kazanmış.

Onaltı öyküden oluşan kitap günümüz insanının beklentilerini, hayallerini,hırslarını bazen bir komşunun, bazen bir akrabanın; belki en nefret ettiklerimizin,belki en çok sevdiklerimizin gözünden – tam da bizim hikayemizi- anlatıyor. Sadece ailenin değil toplumun da insanın canını okuduğunu gösteren öyküler bunlar. O 3-4 sayfayı geçmeyenlerinde bile öylesine tanıdıktı ki söyledikleri, kaç defa durup nasıl bilebilir ve bu kadar da iyi dile getirebilir diye düşünmeden edemedim. Hatta abartıp bir de sorunlara çözüm bekledim ama peşin peşin söyleyeyim Tosun’un öyle bir amacı yok, bence çözümden çok o her kapısının ardında farklı bir hikaye olan evlere, hayatlara girip herkesin gerçekliğini olduğu gibi göstermek istemiş ; bazen bir türlü anlayamadığımız annemiz, çok sevdiğimiz babamız, kıskandığımız eski bir dost ya da komşunun çocuğu olarak. Öykülerini bu kadar etkileyici yapan da bu olsa gerek – bizim hayatımızı başkalarının gözünden bize göstermesi. İnsan sanki mahremine girilmiş, en gizli sırları açığa çıkmış gibi hissediyor ; önce rahatsız oluyor hatta sinirleniyor ama sonra merak baskın çıkıyor ve her gelen öykü daha da dikkatle okunuyor.

Onaltı öykü var dedim eh beni en çok etkileyenleri yazmazsam olmaz:

Kıpırtılı Bir Yorgan : Çocuk hayatların, çocuk aşkların nasıl da hayatla mahvolduğunu en güzel anlatan hikayelerden.
Kereviz : Sıradan aile hayatına , anne-kız ilişkisine çarpıcı bir bakış.
Ölüler Uzar : Hepimizin umutsuzca gerçekleşmesini beklediğimiz bir hayali vardır , zamanı belirsiz, belki ölünce belki ölürken.
Kale Direği : Dostluğun, onun çelişkilerinin, geçen zamanın izlerinin öykülerin genelinde süregelen buruklukla anlatıldığıdır.

Çok soru soruyor, zor soru soruyor Yalçın Tosun:
‘Aşk yüzünden delirdim.Bir insanın daha büyük bir başarısı olabilir mi bu dünyada?’

‘Çocukken nasıldı? Nasıldık biz? Çocuk da mı olduk bir zamanlar?’

‘Neden bu hayatlar seçildi bize?’

Hayatını farklı bir gözden görmek isteyenlere, öykü arsızlarına, hala soru sorabilenlere..
Okuyun – ama bence yalnızken.

Sezgi Meydancı

Tarih Yazar Sezgi Meydancı in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

phpThumb_generated_thumbnailSelamlar. Dört ay kadar önce “kadın yazar” okumalarım -böyle bir dönemim var nedense, sadece kadın yazar okuduğum dönemler- için kitap seçiyordum. Önce bildiğim yazarlara yöneldim. Sema Kaygusuz, Karin Karakaşlı, Ayfer Tunç diye giderken, okumadığım yeni bir isim aradım. Bu isim de kitap isimleriyle ve yayıncısıyla dikkatimi çeken Mine Söğüt oldu.  Kapak çizimlerinin tanıdık -penguen okurları için- bir isim, Bahadır Baruter tarafından yapılması ilgimi gitgide arttırdı. Zaten evliler, ama işin magazinine girmeyelim tabii.

Kitap 2010 yılında, YKY tarafından basıldı. Mine Söğüt imzası taşıyor. Kitap daha başından itibaren farkını ortaya koyuyor. Zaten Mine Söğüt okuyorsak “farklı” bir hikaye göreceğimiz kesin gibi. Bundan önce okuduğum Kırmızı Zaman ile Beş Sevim Apartmanı buna alıştırmıştı zaten beni.

Kitabın ilk sayfasından itibaren farklı olduğunu anladığınız bu hikaye birçok karakter üzerinden dönüyor. Başta Madam Arthur Bey olmak üzere, Olcayto’nun, Nagehan’ın, Maria’nın -Olga’nın-  hayatlarına giriş yapıyoruz. Bu karakterlerin ortak yanı ise Kara Yalı. Kara Yalı, bir “kadınadam” olan Madam Arthur Bey’in sığınağı desek yanılmış olmayız. Her gün aynı monotonu yaşıyor kendisi. Uyanıyor, salona geçiyor, camın kenarındaki koltuğuna kuruluyor ve yoldan geçenleri izliyor. Bunlar olurken bir de yol arkadaşı var; Maria. Maria hizmetçisi mi desek, ne desek bilemediğimiz bir karakter. Hiç konuşmuyor. Sadece çay ve vanilyalı kurabiye hazırlıyor. Sonrasında yandaki koltuğa oturup dışarıyı izlemeye devam ediyor. Eve geliş hikayesi ise yine karanlık veya gizemli.

Olcayto bir yazar, Nagehan ise fahişe. Karşılıklı binalarda kalıyorlar, birinin balkonu diğerinin camına bakıyor. Olcayto’nun onun hakkında düşünceleri var. Kitapta görürsünüz zaten onları.

Olcayto hakkında konuşulur aslında uzun uzun. Şunu diyelim; eski fotoğraflarda gördüğü insanların öykülerini yazıyor. Zaten Madam Arthur Bey ile de bu şekilde tanışıyor. Fotoğraflarını alıyor Madam Arthur Bey’in. Olaya da asıl dahil olduğumuz an o an sanırım. Yine Kara Yalıda.

Kitapta bir geçmişe gidiyoruz, bir zamanımıza dönüyoruz. Başarılı, hem de çok. Kitap ilerledikçe, yavaş yavaş karakterlerin geçmişlerini de öğreniyoruz. Bu duruma nasıl geldikleri, yollarının neden kesiştiğini, her şeyi.  Madam Arthur Bey niye eve kapandı, Olcayto’dan neden yeni bir hayat istedi, hepsini öğreniyoruz.

Sonuç olarak, bu kitabı okuyun derim. Mine Söğüt okuyun, Mine Söğüt’ü sevin, kaleminin gücüne inanın. Sevgilerle.

Eğer Maria konuşacak olsa ona, sadece bu ev değil her yer kasvetli, der. Dışarısı. Denizin öteki yakası. Öbür ülkeler. Ve tüm öbür kıtalar. Hayat külliyen kasvet, der. Madam Arthur Bey bunu bilmiyor olamaz.

Mehmet Erhan Üras

Tarih Yazar Mehmet Erhan Üras in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Yeryüzüne Dayanabilmek İçin

Duymayan bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum, Tezer Özlü’nün Almanya’dayken Türkiye’deki süreli yayınlar için yazdığı yazıları toplayıp kitap yaptılar. Hazırlayan yazarımızın kardeşi Sezer Duru.

Kitaba dair yazılması gerekenler yazıldı zaten, biz yine geç kaldık sanırım. Ben de yeni bir şey söyleyecek yetkinlikte değilim.

Amma size şöyle bir güzellik yapacağım, kitapta yazarın gittiği-izlediği-yazdığı film festivalleri oldukça geniş bir yer tutuyor. O vakit, kitabı henüz okumamış olanlarımız için bir izleme listesi benden sevip de okuyamayanlara gelsin! Ha derseniz sen bu filmlerin hepsini izledin mi? Ne münasebet. Eşeklik bende kalsın, siz izleyebildiğinizi izleyin.

Umberto Eco kadar olmasa da biz de ‘Listeleri Severiz’.

yeryuzune-dayanabilmek Tezer Özlü okurları için izleme listesi:

1)      Hakkari’de Dört Mevsim: Tezer Özlü’nün kızı için doldurduğu ankete göre,en sevdiği film.

2)      Ayna: Yine Erden Kıral’ın filmi. Kitapta 41. Venedik Film Festivali’ndeki gösterimine dair detaylı bir eleştiri yer alıyor.

3)      Paris, Texas: Yönetmen Win Wenders için ‘yolların sinemacısı… Giden, durmayan, duramayan insanların’ demesi, bize yine O’nu çağırıştırıyor. ‘Olağanüstü anlatım ve tekniği’ alelade bir öyküye harcandı diye, öfkeli bu filme.

4)      Stranger than Paradise: 37. Locarno Film Festivali’nde Jim Jarmusch genç ve  daha başından ödüllü yönetmen. Filmi Paris Texas’tan daha çok beğenmiş, adam olacak çocuk Jarmusch diyor. falan.

5)      Sürü: Tabii ortamlarda bilinen tek Türk filmi imiş o vakitler.

6)      Kaos (Taviani Kardeşler): Akdenizli dediği ve çok beğendiği filmi ben de ekledim listeye.

7)      Pek çok Fasbinder filmi de, O’nu daha iyi okuyabilmek için, listeye dahil edilebilir.

Werner Herzog ile ilgili bir yazısı ve bir Tarkovski röportajının Türkçe çevirisi de var kitapta. Kafka’ya dair, yetmişlerin sonu seksenlerin başındaki Almanya’ya dair ve tabii ki kendine dair… Siz de benim gibi ‘Alışveriş listesi yayınlansa okurum’ diyorsanız, buyrunuz.

Bilge. 

Tarih Yazar Bilge Gölge in KİTAP, TÜRKÇE EDEBİYAT Yorum Yap

Gülten Akın’ın Yeni Şiir Kitabı Çıktı!

Gülten Akın’ın yeni şiir kitabı “Beni Sorarsan” birkaç gün önce YKY’den çıktı. Eskilerden kim kaldı diye sorulduğunda akla gelen isimlerden olan Gülten Akın 80 yaşında yayımlanan bu şiirleriyle hala şiire devam ettiğini göstererek bizleri de sevindirdi. Kitaba adını veren şiir ise şöyle:

Beni Sorarsan

Beni sorarsan,
Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında
Denizle gül arasında
Yanımda kediler, kuşlar
Fikrinden dolaşıyor

Hiçbir iktidarı sevmesem de
Sobanın iktidarında
Çarpışa çarpışa nasılsa
Büyüyebilen kızlar
Uslu, sakin, ölümü bekliyorlar
Yaşlılık
Dev mi oldular, başkaları
Üstüne üstüne gelip korkusuz
Güçlerini deniyorlar

(kitap-lık, Mart-Nisan 2013, sayı:166, sf.26)

9789750826467

Tarih Yazar Oğuzhan M. Şahin in HABER, ŞİİR Yorum Yap